Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    26- Şuara Suresi

Tarih : 02.09.2015 13:28:28

26- Şuara Suresi

(224. ayetten sona kadarki ayetler Medine'de, diğer ayetler ise Mekke'de inmiştir. 227 ayettir.)

(Bu sure, adını şairlerle ilgili olan 224-227. ayetlerinden alır. İmam Sadık (a.s)'dan şöyle nakledilmiştir: "Kim üç Tavasîn Sureleri'ni (Ta, sîn, mîm harfleriyle başlayan Şuara, Neml ve Kasas surelerini) cuma gecesi okursa, Allah'ın velilerinden olup, O'nun komşusu ve O'nun korumasında olur; dünyada hiçbir sıkıntıya uğramaz ve ahirette cennetten hoşnut olacağı bir derece ve hoşnutluğundan daha fazlası verilir ve Allah onu yüz cennet hurisiyle evlendirir." (bk. es-Safî Tefsiri.))

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1. Ta, Sîn, Mîm.

2. Bunlar, açıklayıcı kitabın ayetleridir.

3. Onlar iman etmiyorlar diye, (üzüntüden) neredeyse kendini mahvedeceksin.

4. Eğer dilersek, onlara gökten bir belirti indiririz de boyunları onun karşısında eğilip kalır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 135)

5. Rahman'dan kendilerine gelen her ye­ni hatırlatmadan mutlaka yüz çevirirler.

6. Kuşkusuz onlar yalanladılar; yakında alay edip durdukları şeyin haberleri kendilerine gelecektir.

7. Yeryüzüne bakmadılar mı? Orada nice değerli çiftler yeşertmişizdir.

8. Gerçekte bunda bir ayet vardır. Ama çoğu iman edecek değildir.

9. Şüphesiz Rabbin üstündür ve sürekli merhamet edendir.

10-11. Hani Rabbin Musa'ya, "O zalim kavme git; Firavun'un kavmine. (Hâlâ) onlar sakınmazlar mı?!" diye seslenmişti.

12. (Musa da) şöyle demişti: "Ey Rabbim! Beni yalanlamalarından korkuyorum."

13. "Göğsüm daralıyor ve dilim dönmüyor. O hâlde Harun'a da elçilik ver."

14. "Ve onların bana isnat ettikleri bir suç var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum."

15. (Allah,) "Hayır; (onlar seni öldüremezler;) ayetlerimizle beraber gidin; biz de sizinle beraberiz, dinliyoruz." dedi.

16. "Firavun'un yanına varın da şöyle deyin: "Biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz."

17. "İsrailoğulları'nı bizimle gönder."

18. (Firavun) şöyle dedi: "Çocukken seni biz kendi yanımızda büyütmedik mi ve ömrünün birçok yıllarını bizim yanımızda geçirmedin mi?!"

19. "Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörlerdensin."

20. (Musa) dedi ki: "Ben o işi yaptığımda şaşkınlardan idim."

Ayetin aslında geçen "zallîn"den maksat, dinî bir sapıklık değildir. Çünkü bu, peygamberin masumluğu ile bağdaşmaz. Ya şaşkınlık, bilmemek veya unutkanlık; ya da yolu kaybetmek anlamındadır. Allame Tabatabaî, hikmet ve sağlam bilgiyi bilmemeyi ifade ettiğini açıklamıştır. Çünkü Kur'an'daki bazı ayetler, bu tür ilim ve hikmetin ona bu olaydan sonra verildiğini açıklamaktadır. Bu anlamlardan birini kastederek Firavun'a karşı tevriye yapması da mümkündür. (bk. Minhacu's-Salihin, es-Safî Tefsiri ve el-Mizan Tefsiri.)

21. Sizden korkunca da aranızdan kaçtım. Sonunda Rabbim bana sağlam bilgi verdi ve beni peygamberlerden kıldı.

22. Başıma kaktığın bu nimet de, İsrailoğulları'nı köleleştirmen midir?!

23. Firavun, "Âlemlerin Rabbi de nedir?" dedi.

24. (Musa,) "İnanacak olsanız, O, göklerin, yerin ve onların arasında olanların Rabbidir." dedi.

25. (Firavun,) yanında bulunanlara, "İşitiyor musunuz?" dedi.

26. (Musa,) "O, sizin Rabbiniz ve sizden önceki babalarınızın Rabbidir." dedi.

27. (Firavun,) "Size gönderilen bu elçi gerçekten delidir." dedi.

28. (Musa,) "Anlayacak olsanız, O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunan her şeyin Rabbidir." dedi

29. (Firavun,) "Benden başka bir ilah edinecek olsan, seni zindana atılanlardan yaparım." dedi.

30. (Musa,) "Eğer sana açık bir şey getirmiş olsam da mı?" dedi.

31. (Firavun,) "Doğru söylüyorsan, onu getir!" dedi.

32. Musa asasını attı; aniden o besbelli büyük bir yılan oldu.

33. Ve elini çıkardı, seyredenlere parlak ve bembeyaz göründü.

34. (Firavun) çevresindeki ileri gelen adamlara, "Gerçekten bu, çok bilgili bir büyücüdür." dedi.

35. "Büyüsüyle sizi topraklarınızdan çıkarmak istiyor. Ne öneriyorsunuz?"

36. Dediler ki: "Onu ve kardeşini beklet ve şehirlere toplayıcılar gönder."

37. "Sihri iyi bilen her büyücüyü sana getirsinler."

38. Büyücüler, öngörülen belirli bir günde bir araya getirildiler.

39. Halka da, "Siz de toplanır mısınız?" denildi.

40. "Üstün gelirlerse, herhâlde büyücülere uyarız." (dediler.)

41. Büyücüler geldiklerinde Firavun'a, "Biz galip gelirsek, bize bir ücret var mıdır?" dediler.

42. (Firavun,) "Evet; o takdirde siz bana yakın adamların arasında da yer alacaksınız." dedi.

43. Musa onlara, "Ne atacaksanız atın!" dedi.

44. Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve Firavun'un saygınlığına yemin ederiz ki, biz galibiz." dediler.

45. Bunun üzerine Musa, asasını attı; asa hemen, onların uydurduklarını yutmaya başladı.

46. Büyücüler secdeye kapandılar.

47. Dediler ki: "Biz âlemlerin Rabbine iman ettik."

48. "Musa'nın ve Harun'un Rabbine."

49. (Firavun,) "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! O, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yakında bileceksiniz. Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve hepinizi astıracağım."

50. Büyücüler dediler: ki: "Zararı yok! Biz, Rabbimize döneriz."

51. "İlk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlamasını umuyoruz."

52. Musa'ya, "Kullarımı geceleyin yola çıkar; kuşkusuz siz takibe uğrayacaksınız." diye vahyettik.

53. Firavun, şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

54. (Onlar şöyle dediler:) "Bunlar, kuşkusuz küçük bir toplulukturlar."

55. "Bizi öfkelendirdiler."

56. "Biz ise topyekûn hazır vaziyetteyiz."

57-58. Sonunda onları nice bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli yerlerden çıkardık.

59. İşte böyle oldu. Biz oraları İsrail­oğulları'na miras bıraktık.

60. Firavun ve askerleri güneş doğarken onların ardına düştüler.

61. İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları, "Kuşkusuz, biz yakalanacağız." dediler.

62. (Musa,) "Asla! Rabbim benimledir. O, bana yol gösterecektir." dedi.

63. Bunun üzerine biz Musa'ya, "Asanı denize vur." diye vahyettik. Deniz ikiye ayrıldı. Her bölük koca bir dağ gibiydi.

64. Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.

65. Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.

66. Sonra diğerlerini boğduk.

67. Gerçekten bunda bir ayet vardır; ama onların çoğu iman edecek değillerdir.

68. Gerçekten senin Rabbin üstündür ve sürekli merhamet edendir.

69. Onlara İbrahim'in haberini de oku.

70. Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

71. "Putlara tapıyoruz ve sürekli onların önünde ibadete duruyoruz." dediler.

72. (İbrahim) dedi ki: "Onlara yalvarınca sizi duyuyorlar mı?"

73. "Veya size bir fayda ya da zarar veriyorlar mı?"

74. "Hayır, ama biz babalarımızın böyle yaptığını gördük." dediler.

75-76. (İbrahim) dedi ki: "Siz ve sizden önceki babalarınızın taptığı şeyleri görüyor musunuz?"

77. "Gerçekten onlar, benim düşmanlarımdır. Ancak âlemlerin Rabbi müstesna."

78. "Beni yaratan ve hidayete erdiren,"

79. "Beni yediren ve içiren,"

80. "Hastalandığımda bana şifa veren,"

Hz. İbrahim (a.s), Allah'a karşı edebe riayet ederek hastalığı Allah'a değil, kendisine isnat etmiştir. Hastalık genelde insanın yemek ve içmesinde vb. konularda Allah'ın belirlediği sağlık kurallarına riayet etmemesinden kaynaklandığından, buna insanın kendisi sebep olmaktadır. Bu yönden de bunu Allah'a değil, kendisine isnat etmiş olabilir. (bk. es-Safî.)

81. "Beni öldürecek ve sonra diriltecek olan"

82. "Hesap günü günahımı bağışlamasını umduğum O'dur."

83. "Ey Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyilere kat."

84. "Sonrakiler içinde bana güzel bir nam ver."

85. "Beni nimetler dolusu cennetin mirasçılarından kıl."

86. "Babamı da bağışla; çünkü o sapıklardandır."

87. "(İnsanların) tekrar dirilecekleri gün, beni kimsesiz ve hor kılma."

88. "O gün, ne mal fayda verir, ne de oğullar."

89. "Ancak Allah'a temiz bir kalple gelen kimse müstesna."

(bk. Açıklamalar Bölümü: 136)

90. O gün cennet, takvalılara yaklaştırılır.

91. Ve cehennem azgınlar için ortaya çıkarılır.

92-93. Ve onlara, "Allah'ı bırakıp da taptığınız şeyler nerde? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini koruyabiliyorlar mı?" denir.

94. Onlar ve sapıklar, tepetaklak oraya atılırlar.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 137)

95. Ve bütün İblis'in orduları.

96. Orada birbirleriyle çekişerek derler ki:

97. "Allah'a yemin olsun ki, biz açık bir sapıklıktaydık."

98. "Hani sizi âlemlerin Rabbine eşit biliyorduk."

99. "Bizi ancak suçlular saptırdı."

100. "Artık bizim ne şefaatçilerimiz var."

101. "Ne de yakın bir dostumuz var."

102. "Keşke bizim için bir dönüş olsa da, müminlerden olsak!"

103. İşte bunda bir ibret vardır; fakat onların çoğu iman edecek değiller.

104. Gerçekten senin Rabbin üstündür ve sürekli merhamet edendir.

105. Nuh'un kavmi, peygamberleri yalanladılar.

106. Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "(Allah'tan) korkmaz mısınız?!"

107. "Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."

108. "Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

109. "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, sadece âlemlerin Rabbine aittir."

110. "Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

111. "Sana aşağılık kimseler uymuşken, biz sana iman eder miyiz?!" dediler.

112. (Nuh,) "Onların ne yaptıklarını nereden bilebilirim?" dedi.

113. "Onların hesabı Rabbime aittir, eğer anlasanız."

114. "Ben müminleri yanımdan uzaklaştıracak değilim."

115. "Ben ancak açıklayıcı bir uyarıcıyım."

116. "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, şüphesiz taşlanacak kimselerden olursun!" dediler.

117. (Nuh,) "Ey Rabbim! Gerçekten kavmim beni yalanladılar." dedi.

118. "Benimle onlar arasında hüküm ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."

119. Biz de onu ve yüklü gemide onunla beraber bulunanları kurtardık.

120. Sonra geri kalanları suda boğduk.

121. Bunda bir ders vardır; ama onların çoğu iman edecek değillerdir.

122. Gerçekten senin Rabbin üstündür ve sürekli merhamet edendir.

123. Ad (kavmi) de peygamberleri yalanladılar.

124. Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: "(Allah'tan) korkmaz mısınız?"

125. "Kuskusuz, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."

126. "Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

127. "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, sadece âlemlerin Rabbine aittir."

128. "Her yüksek yere boşuna bir abide mi dikiyorsunuz?!"

129. "Ve ebedi kalmak arzusuyla sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?!"

130. "Güç kullandığınızda, zorbalar gibi davranıyorsunuz."

131. "Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

132. "Sizi bildiğiniz şeylerle destekleyenden korkun."

133-134. "O; davarlar, oğullar, bahçeler ve pınarlarla sizi destekledi."

135. "Sizin dehşetli bir günün azabına yakalanmanızdan endişe ediyorum."

136. Onlar, "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da, bizim için birdir." dediler.

137. "Bu, öncekilerin geleneğidir."

138. "Biz cezalandırılmayız."

139. Böylece onu yalanladılar; biz de onları yok ettik. Kuşkusuz, bunda bir ders vardır; ama onların çoğu iman edecek değillerdir.

140. Gerçekten senin Rabbin üstündür ve sürekli merhamet edendir.

141. Semud (kavmi) de peygamberleri yalanladılar.

142. Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "(Allah'tan) korkmaz mısınız?"

143. "Kuşkusuz, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."

144. "Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

145. "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, sadece âlemlerin Rabbine aittir."

146. "Burada bulunan nimetler arasında güven içinde mi bırakılacaksınız?!"

147. "Bahçelerde ve pınar başlarında?!"

148. "Ekinlerde ve salkımları güzel hurma ağaçları arasında?!"

149. "Dağlardan ustaca evler yontuyor­sunuz."

150. "Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

151. "Aşırı gidenlerin emrine uymayın."

152. "O aşırı gidenler ki yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar da ıslah etmezler.

153. Onlar dediler ki: "Sen, sadece büyülenmiş birisin."

154. "Sen ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söylüyorsan, bize bir ayet (mucize) getir."

155. (Salih,) "İşte bu dişi bir deve! Onun bir su payı vardır; belli bir gün de su payı sizindir." dedi.

156. "Sakın ona bir kötülük etmeyin; yoksa korkunç bir günün azabı sizi yakalar."

157. Nihayet onu kestiler; ama sonra pişman oldular.

158. Sonuçta azap onları yakaladı. Gerçekten bunda bir ders vardır; ama onların çoğu iman edecek değildir.

159. Gerçekten senin Rabbin üstündür ve sürekli merhamet edendir.

160. Lut kavmi de peygamberleri yalanladılar.

161. Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: "(Allah'tan) korkmaz mısınız?"

162. "Kuşkusuz, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."

163. "Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

164. "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, sadece âlemlerin Rabbine aittir."

165-166. "Rabbinizin sizler için yaratmış olduğu eşleri bırakıyor da, insanlar içinden erkeklerle mi ilişki kuruyorsunuz?! Gerçekten siz azgın bir topluluksunuz."

167. "Ey Lut! Eğer vazgeçmezsen, kesin olarak (bu şehirden) sürülenlerden olacaksın!" dediler.

168. (Lut) dedi ki: "Kuşkusuz, ben sizin işinizden nefret edenlerdenim."

169. "Ey Rabbim! Beni ve ailemi, bunların yaptıklarından kurtar."

170. Biz de onu ve bütün ailesini kurtardık.

171. Sadece geride kalanlar arasında bulunan yaşlı bir kadın müstesna.

172. Sonra diğerlerini yok ettik.

173. Onların üzerine (ateşten) bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne de kötüdür!

 174. Gerçekten bunda bir ders vardır; ama onların çoğu iman edecek değillerdir.

175. Gerçekten senin Rabbin üstündür ve sürekli merhamet edendir.

176. Eyke halkı da peygamberleri yalanladılar.

177. Hani Şuayb, onlara şöyle demişti: "(Allah'tan) korkmaz mısınız?"

178. "Kuşkusuz, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."

179. "Allah'tan korkun ve bana itaat edin."

180. "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım, sadece âlemlerin Rabbine aittir."

181. "Ölçeği tam tutun ve eksik verenlerden olmayın."

182. "Doğru bir terazi ile tartın."

183. "İnsanların mallarını azaltmayın (haklarını kısmayın) ve yeryüzünde fesat çıkarmaya yeltenmeyin."

184. "Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratandan korkun."

185. Onlar şöyle dediler: "Sen, ancak büyülenmiş birisin."

186. "Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Seni yalancılardan sanıyoruz."

187. "Eğer doğru söylüyorsan, üzerimize gökten parçalar düşür."

188. (Şuayb,) "Rabbim sizin ne yaptığınızı daha iyi bilir." dedi.

189. Onu yalanladılar da, o bulutlu günün azabı onları yakaladı. Gerçekten o, dehşetli bir günün azabı idi.

190. Şüphesiz, bunda bir ders vardır; ama onların çoğu iman edecek değillerdir.

191. Gerçekten senin Rabbin üstündür ve sürekli merhamet edendir.

192. Şüphesiz bu (Kur'an), âlemlerin Rabbinin indirdiğidir.

193-194. Uyarıcılardan olasın diye, Ru­hu'l-Emin onu senin kalbine indirdi.

195. Apaçık bir Arapça diliyle.

196. Gerçekten o, öncekilerin kitaplarında da vardır.

197. İsrailoğulları'nın bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil oluşturmaz mı?

198. Eğer onu Arapça konuşmayanlardan birine indirseydik de,

199. Onlara okusaydı, ona iman edecek değillerdi.

İmam Sadık (a.s)'dan şöyle nakledilmiştir: "Eğer Kur'an Arap olmayanlara indirilseydi, Araplar ona iman etmezdiler. Ancak Araplara inmiş olmasına rağmen, Arap olmayanlar ona iman etmişlerdir. Bu da Arap olmayanların üstünlüklerindendir." (bk. Kummî Tefsiri.)

200. İşte böyle onu günahkârların kalbine iletiriz.

201. Onlar, acı azabı görmedikçe ona iman etmezler.

202. Bu azap onlar farkında olmadan, aniden onlara gelir.

203. O zaman, "Bize bir süre tanınır mı?" derler.

204. Azabımızı çabuk istiyorlar mı?

205. Bilir misin! Onların yıllarca nimetlerden yararlanmalarını sağlasak,

(bk. Açıklamalar Bölümü: 138)

206. Sonra kendilerine vadedilen şey başlarına gelse,

207. Yararlanmakta oldukları o nimetler onlara bir yarar sağlamaz.

208. Biz uyarıcıları olmayan hiçbir şeh­ri helak etmedik

209. İkaz için (böyle yaptık); çünkü biz zulmeden değiliz.

210. Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi.

211. Bu onlara düşmez; buna güçleri de yetmez.

212. Onlar, (vahyi) işitmekten uzak tutulmuşlardır.

213. O hâlde sakın Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarma; yoksa azap edileceklerden olursun!

214. En yakın akrabalarını uyar.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 139)

215. Sana uyan müminlere kanadını indir (şefkatli davran).

216. Eğer sana karşı itaatsizlik ederlerse, "Yaptıklarınızdan uzağım." de.

217. Üstün ve sürekli merhamet eden Allah'a tevekkül et (güven).

218-219. O, seni (namaz için) kalktığın zaman ve secde edenler arasında dolaşmanı görüyor.

220. Gerçekten O, işitendir ve bilendir.

221. Şeytanların kime indiğini size bil­direyim mi?

222. Her günahkâr yalan uydurucuya inerler.

223. Bunlar, (gizlice başkalarının konuşmalarına) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.

224. Şairlere de, sapıklar uyarlar.

225-226. Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıkları işleri söylediklerini görmez misin?

227. İman edip doğru işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğradıktan sonra haklarını alanlar müstesna. Zulmedenler, hangi dönüşe döndürüleceklerini (hangi akıbete uğrayacaklarını) yakında bilecekler.

 

Meal:Murtaza Turabi