Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    4- Nisa Suresi

Tarih : 14.08.2015 16:18:32

4- Nisa Suresi

(Medine'de inmiştir; 176 ayettir).

(Kadınlarla ilgili şer'î ahkâm ve diğer konular bu surede açıklandığı için sureye kadınlar anlamına gelen "Nisâ" adı verlmiştir.Emirü'l-Müminin Ali (a.s)'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Kim her hafta Nisa Suresi'ni okursa, kabrin sıkmasından korunmuş olur.") 

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1. Ey insanlar! Sizi bir nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın türetip yayan Rabbinizden korkun. Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalardan

 (akrabaların hakkını çiğnemekten) sakının. Şüphesiz, Allah sizi gözetleyicidir.

2. Yetimlerin mallarını kendilerine verin, kötü olanı iyiyle

değiştirmeyin (kendi kötü malınızı onların iyi malıyla değiştirmeyin) ve onların malını kendi malınıza ekleyerek yemeyin. Şüphesiz bu, büyük bir günahtır.

3. Eğer yetimler (öksüz kızlar) hakkında adaletsiz davranmaktan korkuyorsanız, beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer veya dörder nikâhlayın. Adaletsiz davranmaktan korkuyorsanız, o zaman yalnız biriyle evlenin veya sahip olduğunuz cariyelerle yetinin. Bu, adaletsizlikten uzak durmanız için daha elverişlidir.

4. Kadınların mehirlerini gönül hoşluğu ile kendilerine verin. Eğer gönül rızası ile mehirlerinin bir miktarını size bağışlarlarsa, onu afiyetle yiyin.

5. Hayatınızın doğrulması için Allah'ın vesile kıldığı mallarınızı beyinsizlere vermeyin. O mallardan onların geçimlerini sağlayın, onları giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

6. Yetimleri (olgunluğa erişip erişmediklerini bilmek için) deneyin; evlenme çağına eriştiklerinde onlarda akıl yönünden olgunluk belirtilerini görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye mallarını israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olsun (yetim için verdiği emeğine karşı bir şey almasın). Fakir olan ise, ölçülere uygun miktarda yesin. Yetimlere mallarını teslim ettiğinizde, bunu şahitlerin huzurunda yapın. Hesap gören olarak Allah yeter.

7. Erkeklere, baba ve annenin ve akrabaların geride bıraktığından bir pay vardır; kadınlara da, baba ve annenin ve akrabaların geride bıraktığından bir pay vardır. Onun (geride bırakılan malın) azından da, çoğundan da. Ödenmesi gerekli belirlenmiş bir pay olarak.

8. Miras taksiminde (hisseleri olmayan) yakınlar, öksüzler ve fakirler de bulunurlarsa, onlara da ondan verin ve beğenilen güzel söz söyleyin.

9. Kendilerinden sonra güçsüz evlatlar bıraktıkları takdirde onlar için (sıkıntıya düşmekten) endişe edenler, (haksızlık etmekten) korksunlar; Allah'tan çekinerek sağlam söz söylesinler.

10. Haksız yere yetimlerin mallarını yiyenler, gerçekte karınlarına ateş doldurmaktadırlar. Yakında onlar, alevli ateşe atılacaklar.

11. Allah, evlatlarınız hakkında size şöyle tavsiye eder: Erkeğe iki kadının payı verilir. Eğer mirasçılar yalnız kız olur ve (iki veya) ikiden fazla olurlarsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır; eğer bir kız olursa, yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, baba ve annesinin her birine altıda bir hisse düşer. Eğer çocuğu yoksa ve (yalnız) baba ve annesi ondan miras alırsa, annesinin payı üçte birdir (geri kalan mal babanındır). Ama eğer ölenin kardeşleri varsa, annesinin payı altıda birdir (geri kalan babanındır). (Tüm bunlar,) onun yaptığı vasiyetten ve borcundan sonradır. Babalarınız ve çocuklarınızdan hangisinin size daha çok faydalı olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar, Allah tarafından belirlenen farzlardır. Kuşkusuz, Allah hakkıyla bilen ve hikmet sahibidir.

12. Hanımlarınızın çocuğu yoksa, yaptıkları vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktıklarının yarısı sizindir; eğer çocukları varsa, dörtte biri sizindir. Sizin de çocuğunuz yoksa, yaptığınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır; eğer çocuğunuz varsa, sekizde biri onlarındır. Eğer babası, annesi ve çocuğu olmayan bir erkek veya kadın miras bırakır ve onun (anne tarafından) bir erkek kardeşi veya kız kardeşi olursa, o ikisinden her birinin hissesi altıda birdir; eğer bundan fazla olurlarsa, o zaman üçte birde ortaktırlar. Bu, zarar vermek niyeti olmaksızın yapılan vasiyetten ve borçtan sonradır. Bunlar, Allah'tan size bir öğüttür. Allah hakkıyla bilendir, halimdir.

13. Bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberi'ne itaat ederse, onu altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir; orada sürekli kalırlar. Büyük kurtuluş ve başarı işte budur.

14. Kim de Allah'a ve Peygam-ber'ine karşı gelir ve koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu sürekli kalacağı bir ateşe sokar ve ona aşağılayıcı bir azap vardır.

15. Kadınlarınızdan fuhuş (kötü iş) yapanlar aleyhine içinizden dört şahit getirin; eğer tanıklık ederlerse, ölünceye veya Allah kendilerine bir yol belirleyinceye dek onları evlerde tutun.

16. İçinizden fuhuş yapan iki kişinin (kadın ve erkeğin) her ikisini de incitin; eğer tövbe eder ve kendilerini düzeltirlerse, artık onlara dokunmayın. Şüphesiz, Allah tövbeleri kabul eden ve sürekli merhamet edendir.

17. Allah'ın kabulünü üzerine aldığı tövbe, sadece cahillikle günah işleyen ve sonra hemen tövbe eden kimseler içindir. İşte bunların tövbelerini Allah kabul eder.Şüphesiz, Allah hakkıyla bilendir ve hikmet sahibidir.

18. Sürekli günah işleyip nihayet ölümü gelince, "Ben şimdi tövbe ettim" diyenlere ve kâfir olarak ölenlere tövbe yoktur. Onlara elemli bir azap hazırladık.

19. Ey iman edenler! Kadınlardan zorla miras almanız, size helal değildir. Apaçık bir fuhuş işlemedikçe, verdiğiniz maldan bir kısmını almak için onları bir kenara da koymayın (onlara baskı da yapmayın). İyi ve uygun bir şekilde onlarla geçinin. Onlardan hoşlanmıyorsanız, (hemen ayrılmaya yeltenmeyin; çünkü) Allah'ın, hoşlanmadığınız bir şeyde çok hayır takdir etmesi mümkündür.

20. Eğer bir eşi bırakıp yerine başka bir eş almak isterseniz, (mehir olarak) onlardan birine yüklerle mal vermiş olsanız dahi, ondan bir şey almayın. Yoksa bunu (mehri), iftira ve apaçık günaha başvurarak onlardan almak mı istiyorsunuz?!

21. Nasıl bu mehri alıyorsunuz?! Oysa birbirinizle ilişkide bulunmuşsunuz ve eşleriniz de sizden sağlam bir ahit almışlardır!

22. Ve geçmişte olanlar bir yana artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu çirkin, iğrenç ve kötü bir yoldur.

23. Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızları, sizi emziren (süt) analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anneleri, ilişkide bulunduğunuz kadınlarınızdan olma himayenizdeki üvey kızlarınız, -eğer o kadınlarla ilişkide bulunmamışsanız, (kızlarıyla evlenmenizde) size bir günah yoktur- kendi soyunuzdan olan oğullarınızın eşleri ve -geçmişte olanlar bir yana- iki kız kardeşle bir arada evli olmanız, size haram kılınmıştır. Gerçekten Allah çok affeden ve sürekli merhamet edendir.

24. Ve (harpte esir alarak) sahip ol‌duklarınız hariç, evli kadınlar da (size haram kılınmıştır). Bunlar, Allah tara‌fından size belirlenen hükümlerdir. Bu sayılanlardan başkasını -zinadan uzak durup iffetli olarak- kendi mallarınızla istemeniz, size helal kılınmıştır. Artık müt'a olarak evlendiğiniz kadınların belirlenmiş mehirlerini kendilerine ve‌rin. Mehri belirledikten sonra (onu azaltmak veya çoğaltmak hususunda) birbirinizle anlaşmanızın bir günahı yoktur. Kuşkusuz Allah bilendir, hik‌met sahibidir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 51)

25. Sizden mümin hür kadınlarla evlenmeye mal varlığı yönünden gücü yetmeyen kimse, sahip olduğunuz mü‌min cariye kızlarınızla evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Fuhuştan uzak durup iffet ölçülerine riayet etmeleri ve gizli olarak kendilerine

dost edinmemeleri hâlinde onlarla ailelerinin izniyle evle‌nin, mehirlerini de uygun şekilde on‌lara verin. Eğer evlendikten sonra fu‌huş yaparlarsa, onlara hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı uygulanır. Bu, içinizden (evlenmemek yüzünden) zorluğa duçar olmaktan korkanlar için‌dir. Fakat sabretmeniz, sizin için daha iyidir. Allah bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

26. Allah (bilmediklerinizi) size açıklamak, öncekilerin sünnetlerine (yol yordamlarına) sizi hidayet etmek ve tövbelerinizi kabul etmek ister. Al‌lah bilendir ve hikmet sahibidir.

27. Allah tövbenizi kabul etmek is‌ter. Nefsi arzularına uyanlarsa, büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.

28. Allah yükünüzü hafifletmeyi diler. Zaten insan zayıf olarak yaratıl‌mıştır.

29. Ey iman edenler! Karşılıklı rı‌zaya da­yalı ticaret (alış-veriş) olması durumu hariç, birbirinizin mallarını ba‌tıl yollarla yemeyin. Kendinizi (birbiri‌nizi) öldürmeyin. Şüphesiz, Allah size karşı sürekli merhamet edendir.

30. Kim haksızlık ve zulümle bunu yaparsa, yakında onu ateşe koyacağız. Bu, Allah için pek kolaydır.

31. Size yasaklanan büyük günah‌lardan kaçınırsanız, kötülüklerinizi (günahlarınızı) giderir ve sizi değerli bir yere yerleştiririz.

32. Sakın, Allah'ın sizden bir kısmı‌nızın diğer kısmınıza üstün olmasına vesile kıldığı şeyleri arzu etmeyin. Er‌keklere kazandıklarından bir pay vardır ve kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'ın ihsan ve lütfundan (size bağışta bulunmasını) dileyin. Şüphesiz, Allah her şeyi hakkıyla bi‌lendir.

Yaratılıştan kaynaklanan farklılıklar, insanların birbirlerine muhtaç olmalarını, böylece ailevî ve toplumsal ilişkilerin oluşma‌sını,insanoğlunun hayatını sür‌dürmesini ve kemale erişmesini sağlar. Bu farklar yüzünden insanların birbirlerinin hak‌larını çiğnememeleri ve birbirlerini kıskanma‌maları gerekir.

33. Baba ve annenin, yakınların ve kendileriyle antlaşma yapmış olduğu‌nuz kimselerin bıraktıklarına mirasçı olmaları için her ölüye birtakım miras‌çılar belirledik. Öyleyse bunların miras paylarını verin. Şüphesiz, Allah her şeyi hakkıyla gözetleyendir.

34. Allah'ın kimini kiminden üstün kıldığından ve erkeklerin kendi malla‌rından harcamada bulunduklarından, er‌kekler kadınlara yönetici ve koruyucu‌durlar. Salih kadınlar, itaatkârdırlar ve Allah'ın (onların haklarını) korumasına karşılık gizlide (kocaları bulunmadığı zaman onların hak ve sırlarını) korurlar. Serkeşliğinden endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, (eğer tesir etmezse) yatakta onları yalnız bırakın, (eğer bununla da düzelmezlerse) onları dövün. Size itaat ederlerse, onlara karşı bir yol (bahane) aramayın. Şüphesiz, Allah yü‌cedir ve büyüktür.

35. İkisinin birbirinden ayrılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin Eğer bu hakemler aralarının düzelmesini isterlerse, Allah aralarını bulur. Şüphesiz, Allah (her şeyi) bilir ve (her şeyden) haberdardır.

36. Allah'a ibadet edin ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Anneye, babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, birlikte oldu‌ğunuz arkadaşa, yolda kalmışlara ve sahibi olduğunuz kölelere iyi davranın. Şüphesiz, Allah, böbürlenen ve övünen kimseyi sevmez.

37. Bunlar (böbürlenen ve övünen‌ler), cimrilik yaparlar, insanları da cim‌riliğe davet ederler ve Allah'ın kendi lütfu ile verdiği şeyi gizlerler. Kâfirlere aşağılayıcı bir azap hazırladık.

38. Bunlar, mallarını halka gösteriş için harcarlar. Allah'a ve ahiret gününe inanmazlar. Kimin arkadaşı Şeytan olursa, o ne kötü bir arkadaştır!

39. Ne olurdu Allah'a ve ahiret gü‌nüne iman edip Allah'ın kendilerine verdiği rızktan (Allah yolunda) harca‌salardı? Allah, onları iyice bilir.

40. Şüphesiz, Allah zerre kadar (kimseye) zulmetmez. (Kulun yaptığı iş) zerre kadar bir iyilik bile olsa, Allah onu kat kat arttırır ve kendi katından ona büyük bir mükâfat verir.

41. Her ümmetten bir tanık (göz‌lemci) getirip seni de onlara tanık (gözlemci) olarak getirdiğimizde onla‌rın halleri nasıl olur?!

(bk. Açıklamalar Bölümü: 52)

42. O gün, küfre düşenler ve Pey‌gam­ber'e isyan edenler, yerle bir olmala‌rını arzu ederler ve Allah'tan hiçbir sözü gizle(ye)mezler.

43. Ey iman edenler! Sarhoş iken ne dediğinizi bilinceye kadar ve cünüp iken -yolcu olma durumunuz müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta olursanız ya‌hut biriniz tuvaletten gelirse ya da ka‌dınlara dokunursanız (onlarla cinsel iliş‌kide bulunursanız), su bulamadığınız takdirde, temiz toprağa teyemmüm edip (yönelip), yüzlerinize ve ellerinize sü‌rün. Allah affedendir ve bağışlayandır.

Bazıları ayette geçen 'salât'tan (namazdan) maksadın namaz yerleri, yani mescitler olduğunu söylemiş‌ler. Buna göre ayette cünüp olan birinin mescitte durmamak kaydıyla mescitlerden geçmesinin caiz olduğu hükmü beyan edilmiştir. Tercümede esas alınan manaya göre ise, cünüplü olan birinin güsül etmeden namaz kılamayacağı sadece su bulamadığı vb. mazeretlerde teyemmümle namaz kılabileceği hükmü açıklan‌mıştır. (bk. Cevamul'-Cami' Tefsiri)

44. Kendilerine kitaptan bir pay ve‌rilenlere bakmaz mısın? (Nasıl da) sa‌pıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar!

45. Allah, düşmanlarınızı (sizden) daha iyi bilir. Veli olarak Allah yeter; yardımcı olarak Allah yeter.

46. Yahudilerden bazıları, sözleri kendi yerinden çıkarıp saptırıyorlar (tahrif ediyorlar). Dillerini eğip bük‌mek ve dine darbe vurmak için, ("İşit‌tik ve itaat ettik" demenin yerine) "İşit‌tik ve karşı geldik; dinle, dinlemez olası" ve "Râina" derler. Eğer "İşittik ve itaat ettik; bizi dinle ve bize fırsat ver" deselerdi, onlar için daha iyi ve daha doğru olurdu. Ama Allah, küfür‌leri yüzünden onları, kendi rahmetinden uzaklaştırmıştır. Az bir topluluk dışında onlar iman etmezler.

(bk. Bakara: 104.)

47. Ey kendilerine kitap verilmiş olanlar! Biz bazı yüzleri silip arkalarına çevirmeden veya cumartesi adamlarını lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce, sizin yanınızda olanı tasdik edici olarak indirdiğimize iman edin. Allah‌'ın emri, kesin gerçekleşen bir emirdir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 53)

48. Şüphesiz, Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; ama ondan başka günahı, dilediği kimse için ba‌ğışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, ger‌çekten yalan uydurarak büyük bir gü‌nah işlemiştir.

49. Kendilerini temize çıkaranları gör‌mez misin? Oysa Allah, dilediğini (kötü‌lüklerden) temizler ve onlara en ufak bir haksızlık da edilmez.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 54)

50. Bak, nasıl da Allah hakkında yalan uyduruyorlar?! Bu apaçık günah (onlara) yeter.

51. Kitaptan kendilerine bir pay veri‌lenleri görmedin mi? Cibt ve Tağut'a (puta ve Allah' karşı olan güçlere) inanıyor ve kâfirler için "Bunlar, (izledikleri) yol ba‌kımından iman edenlerden daha çok hida‌yete yakındırlar." diyorlar.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 55)

52. İşte onlar, Allah'ın lanet ettiği (merhametinden uzaklaştırdığı) kimse‌lerdir. Allah kime lanet ederse, artık onun için bir yardımcı bulamazsın.

53. Yoksa onların hükümranlıktan bir payları mı var?! Eğer öyle olsa, in‌sanlara hurma çekirdeğinin oyuğu ka‌dar bir şey bile vermezler.

54. Yoksa insanlara Allah'ın kendi lütfu ile verdiği şeyi mi kıskanıyorlar?! Gerçekten biz İbrahim soyuna kitap ve hikmet verdik, biz onlara büyük bir hü‌kümranlık verdik.

55. Onlardan (kitap ehlinden) ona (Pey­gamber'e) iman edenler de, ondan yüz çevirenler de var. Cehennemin alevli ateşi (bunlara) yeter.

56. Ayetlerimizi inkâr edenleri ya‌kında bir ateşe atacağız; derileri (yanıp) kavrulunca, azabı tatmaları için derile‌rini başka deriler ile değiştiririz. Şüphe‌siz, Allah üstündür ve hikmet sahibidir.

57. İman edip salih amel edenleri al‌tından ırmaklar akan, içinde sürekli ka‌lacakları cennetlere yerleştireceğiz. Orada onlar için temiz eşler vardır ve onları güzel gölgeliklere yerleştiririz.

58. Allah, emanetleri sahiplerine vermenizi ve insanlar arasında hükme‌dince adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size ne güzel öğüt veriyor! Şüphe‌siz, Allah (her şeyi) işiten ve görendir.

59. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin; Peygamber'e ve sizden olan o yetki sahiplerine de itaat edin. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, bir şeyde çekiştiğiniz zaman o hususta Al‌lah'a ve Peygamber'e başvurun. Böyle yapmanız, hem daha iyidir ve hem de sonu daha güzeldir.

Bu ayette Allah'a ve Peygamber'e olan mut‌lak itaatin yetki sahipleri için de geçerli ol‌duğu açıklanmıştır. Masum olmayan kişiye mutlak itaatin farz olmasının dinin esasları gereğince mümkün olmadığı gerçeği nazara alınarak ayette sizden olan yetki sahiplerinden mak‌sadın Peygamber'in vasileri olan On İki İmam olduğu açıklık kazanır. Bu konu Ehl-i Beyt İmamları'ndan gelen hadislerde de açıklan‌mıştır. (bk. Nuru's-Se­kaleyn Tefsiri)

60. Sana indirilene de (Kur'an'a), senden önce indirilene de (Tevrat'a) iman ettiklerini sananları görmüyor musun?! Onlar, tağutun yanında muha‌keme olmak isterler; oysa onlara onu inkâr etmeleri emir olunmuştu.Şeytan onları uzak bir sapıklığa düşürmek isti‌yor.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 56)

61. Kendilerine, "Allah'ın indirdiği şeye ve Peygamber'e gelin." denilince, münafıkların senden şiddetle yüz çe‌virdiğini görürsün.

62. Elleriyle önceden hazırladıkları işlerden dolayı bir musibete uğrayınca, (durumları) nasıl olur?! O zaman sana gelerek, "Biz sadece iyilik etmek ve uzlaşmak istedik." derler.

63. Allah, onların kalplerinde olanı bilir. Onlardan yüz çevir (onları ceza‌landırmaktan vazgeç), onlara öğüt ver ve kendi halleri hakkında onlara açık ifadeli ve etkili bir söz söyle.

64. Biz her peygamberi ancak Al‌lah'ın izniyle kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar kendi ne‌fislerine zulmettiklerinde sana gelip Allah'tan bağışlanma dileselerdi ve Peygamber de onlar için bağışlanma dileseydi, Allah'ı tövbeleri kabul eden ve sürekli merhamet eden olarak bulurlardı.

65. Hayır, (sandıkları gibi değil,) Rab‌bine ant olsun ki, aralarında çıkan anlaş‌mazlıklarda seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hüküm hakkında kalplerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle tes‌lim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

66. Biz onlara kendilerini öldürme‌lerini (ölüm için hazır olmalarını) veya kendi yurtlarından çıkmalarını yazsay‌dık (emretseydik), içlerinden azı müs‌tesna, bunu yerine getirmezlerdi. Hâl‌buki kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için daha iyi ve (hak üzere) sebatları için daha etkili olurdu.

67. Bu takdirde (biz de) onlara şüp‌hesiz katımızdan büyük bir mükâfat ve‌rirdik.

68. Ve kuşkusuz onları doğru olan yola hidayet ederdik.

69. Kim Allah'a ve Peygamber'e itaat ederse, işte onlar, (kıyamette) Allah'ın kendilerine nimet verdiği pey‌gamberler, doğrular, şehitler (veya amelleri gö zetleyiciler) ve salihlerle be‌raberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştır‌lar!

70. Bu lütuf, Allah tarafındandır; (her şeyi) bilen olarak Allah yeter.

71. Ey iman edenler! (Savaşmaya gi‌derken) tedbirinizi alın, sonra gruplar hâlinde veya topluca hareket edin.

72. İçinizden ağır davrananlar olacak ve size bir musibet gelip çatınca da, "Allah bana nimet verdi de onlarla bir‌likte (bu sıkıntılara tanık) olmadım." di‌yecektir.

73. Allah'tan size bir lütuf erişecek olursa, aranızda hiçbir dostluk bağı ol‌mayan (yabancı) biri gibi, "Keşke on‌larla birlikte olsaydım da büyük bir ba‌şarıya erseydim." diyecektir.

74. Artık dünya hayatını ahiret karşı‌lığında satanlar, Allah yolunda savaş‌sınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öl‌dürülür veya zafer elde ederse, ona ya‌kında büyük bir mükâfat vereceğiz.

75. Size ne oldu da Allah ve, "Ey Rabbimiz! Halkı zalim olan bu şehir‌den bizi çıkar, bize kendi katından bir veli (koruyucu ve yönetici) ver ve bize kendi katından bir yardımcı ver." diyen müstaz'af (ezilmiş) erkek, kadın ve ço‌cukların yolunda savaşmıyorsunuz?!

76. İman edenler, Allah yolunda sa‌vaşırlar; kâfirler ise, tağut yolunda sa‌vaşırlar. O hâlde siz de Şeytan'ın dost‌larıyla savaşın. Şüphesiz, Şeytan'ın ter‌tip ve tuzağı zayıftır.

77. Kendilerine, "Ellerinizi (savaş‌tan) çekin, namazı hakkıyla ayakta tu‌tun ve zekâtı verin." denilen kimseleri görmedin mi?! Onlara savaş yazılınca, onlardan bir kesimi, Allah'tan korkar gibi veya daha fazla bir korku ile in‌sanlardan korkmaya başladılar ve de‌diler ki: "Ey Rabbimiz! Niçin bize sa‌vaşı yazdın? Bizi yakın bir süreye ka‌dar ertelesen olmaz mıydı?" De ki: Dünyanın zevk ve imkânları azdır. Takvalılar için ahiret daha iyidir. Ve (orada) size en ufak bir haksızlık edil‌mez.

Ayetin son bölümündeki ifadenin tam karşılığı şöyledir: " ve (orada) size hurma çekirdeğindeki incecik kıl kadar bir haksızlık edilmez".

78. Nerede olursanız olun, ölüm sizi ya‌kalayacaktır; sağlamlaştırılmış kalelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik (sıhhat, bol‌luk, zafer vb.) erişirse, "Bu Allah katından‌dır." derler. Onlara bir kötülük (hastalık, fakirlik, yenilgi vb.) erişirse, "Bu senin ta‌rafındandır." derler. De ki: Hepsi Allah ka‌tındandır. Bu insanlara ne oldu da nere‌deyse hiçbir sözü (doğru şekilde) anlaya‌mıyorlar?!

79. Sana gelen her iyilik Allah'tandır. Sana ulaşan her kötülük kendi nefsinden‌dir. Seni insanlara elçi olarak gönderdik. Gözetici olarak Allah yeter.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 57)

80. Kim Peygamber'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, (bil ki) biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.

81. (Senin yanında bulundukla‌rında,) "Biz­den itaat!" derler, ama ya‌nından ayrılınca, onlardan bir grup, ge‌celeyin senin sözlerinin dışında başka tertip ve düzenler kurarlar. Allah, onla‌rın geceleyin kurduklarını yazıyor. Onlardan yüz çevir (onları cezalan‌dırma) ve Allah'a güven. Güvenilen ve koruyucu olarak Allah yeter.

82. Kur'an'ı gereğince düşünmü‌yorlar mı?! Eğer Allah'tan başkası tara‌fından gönderilmiş olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.

83. Güvenlik veya korkuyla ilgili bir haber onlara geldiğinde derhal onu ya‌yarlar. Hâlbuki onu Peygamber'e ve kendilerinden olan yetki sahiplerine götürecek olsalar, içlerinde işlerin ger‌çeğini anlayan kimseler muhakkak ki onu(n gerçeğini) bilirlerdi. Allah'ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, hep Şeytan'a uyardınız.

84. Artık Allah yolunda savaş. Sen yalnız kendinden sorumlusun. Mümin‌leri de (savaşa) teşvik et. Olur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar. Allah'ın gücü daha çok ve cezası daha ağırdır.

85. Kim iyi bir (iş için) aracılık ederse, kendisine ondan bir pay vardır. Kim de kötü bir (iş için) aracılık ederse, ondan bir payı vardır. Allah, her şeyi gözetleyendir ve koruyandır.

86. Size bir esenlik dileğinde bulu‌nulduğunda, siz daha güzeli ile esenlik dileğinde bulunun veya onun aynısı ile karşılık verin. Şüphesiz, Allah her şeyi he‌sap edendir.

87. Allah (ki), O'ndan başka hiçbir ilah yoktur; O sizi, (gerçekleşeceğinde) hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde bir araya toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü olan kimdir?

88. Size ne oldu da münafıklar hak‌kında iki grup oldunuz?! (Bir grup on‌larla savaşmayı kabul ediyor, diğeri ise buna karşı çıkıyor.) Oysa Allah, yaptık‌ları işlerden dolayı onları (küfre) geri çevirmiştir. Allah'ın saptırdığı (sapık‌lıkta bıraktığı) kimseyi doğru yola mı getirmek istiyorsunuz?! Allah kimi sap‌tırdıysa, artık ona bir kurtuluş yolu bu‌lamazsın.

89. Eşit olasınız diye, kendileri kâfir oldukları gibi, sizin de kâfir olmanızı arzu ederler. Allah yolunda hicret etme‌dikçe onlardan veli (koruyucu ve yar) edinmeyin. Bunu kabul etmez yüz çevi‌rirlerse, onları nerede bulursanız yakala‌yın ve öldürün. Onlardan kendinize bir veli (dost ve koruyucu) ve bir yardımcı edinmeyin.

90. Ama sizinle aralarında antlaşma olan bir kavme bağlananlar veya sizinle savaşmaya ya da kendi kavimleriyle sa‌vaşmaya yürekleri dayanamayıp size gelenler, bu hükmün dışındadır. Allah dileseydi, onları size musallat ederdi de sizinle savaşırlardı. Sizi kendi hâlinize bırakırlar da sizinle savaşmazlar ve ba‌rışı önerirlerse, Allah onlara karşı size bir yetki vermemiştir.

Ayetin son cümlesinin "Bir yol bırakmamıştır" diye tercüme edilmesi aslına daha uygundur; ancak anlaşı‌lır olması için yukarıdaki tabiri tercih ettik.

91. Yakında hem sizin tarafınızdan güvende olmak ve hem de kendi ka‌vimleri tarafından güvende olmak iste‌yen bir toplulukla karışılacaksınız; fa‌kat ne zaman fitneye çevrilseler (çağrıl‌salar), ona dalarlar. Eğer onlar sizi bı‌rakmaz, barışı önermez ve size karşı kötülükten vazgeçmezlerse, onları ne‌rede bulursanız yakalayın ve öldürün. İşte onlara karşı size apaçık bir yetki verdik.

92. Hiçbir müminin diğer bir mü‌mini öldürmeye hakkı yoktur. Yanlış‌lıkla olursa o başka. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse, bir mümin köle azat eder ve bağışlamaları müstesna, öldürülenin ailesine kan parası öder. Eğer öldürülen kişi, mümin olduğu hâlde size düşman olan kavme mensup olursa (varisleri kâfir olursa), o zaman sadece bir köle azat eder; ama aranızda antlaşma olan bir kavimden olursa, o zaman ailesine kan parası öder ve mü‌min bir köle azat eder. Köle bulamayan (buna gücü yetmeyen) kimse, iki ay peş peşe oruç tutar. Bu, Allah tarafından (kararlaştırılan) bir tövbe vesilesidir. Allah, (her şeyi) bilen ve hikmet sahi‌bidir.

93. Kim de bir mümini kasten öldü‌rürse, onun cezası, ebedi kalacağı ce‌hennemdir. Allah ona gazap eder, ona lanet eder (onu rahmetinden uzaklaştı‌rır) ve ona pek büyük bir azap hazırla‌mıştır.

94. Ey iman edenler! Allah yolunda (savaşmak için) yolculuğa çıktığınızda araştırın; size selam verene, kalıcı ol‌mayan dünya malını elde etmek için, "Sen mümin değilsin." demeyin. Çünkü Allah katında çok ganimetler vardır. Siz (de) önceden öyleydiniz de Allah size lütufta bulundu (ve sizi hi‌dayete eriştirdi). O hâlde araştırın; şüp‌hesiz, Allah yaptığınız her şeyi bilir.

95. Müminlerden kendilerinde bir rahatsızlık olmadan evlerinde oturan kimselerle, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlar bir değillerdir. Al‌lah, mallarıyla ve canlarıyla cihad eden‌leri makam bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Allah, hepsine de güzel mükâfat vadetmiştir. Allah, cihad eden‌leri evde oturanlardan pek büyük bir mükâfatla üstün kılmıştır.

96. Kendi katından verdiği makam‌larla, bağışlanmayla ve rahmetle (onları üstün kılmıştır). Allah bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

97. Melekler, kendi nefislerine zul‌medenler olarak canlarını aldıkları kim‌selere, "Ne durumda idiniz?" derler. Onlar da, "Biz yeryüzünde güçsüz düşü‌rülen (ezilen) kimseler idik." derler. Melekler, "Allah'ın yeri, hicret etmeniz için yeterince geniş değil miydi?" derler. İşte onların barınağı cehennemdir. Vara‌cakları yer ne de kötüdür!

98. Ancak erkekler, kadınlar ve ço‌cuklardan bir çareleri olmayan ve (hicret için) bir yol bilmeyen güçsüz düşürül‌müş kimseler müstesna.

99. Allah'ın bunları bağışlaması umulur. Allah sürekli affedendir ve (günahları) bağışlayandır.

100. Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde barınacak birçok yer ve bolluk bulur ve kim Allah'a ve Resulüne doğru hicret niyetiyle evin‌den çıkar da sonra ölüm ona ulaşırsa, onun mükâfatı mutlaka Allah'a aittir. Allah çok bağışlayandır ve sürekli rahmet edendir.

101. Yeryüzünde yolculuğa çıktığı‌nızda, eğer kâfirlerin size zarar verme‌sinden korkarsanız, namazı kısaltmanı‌zın bir sakıncası yoktur. Şüphesiz, kâ‌firler size apaçık düşmandır.

102. Onların içerisinde olur da on‌lara namazı kıldırırsan, onlardan bir topluluk, silahlarını kuşanarak seninle birlikte namaza dursun; secde ettiler mi (namazı münferit olarak bitirerek) sizin arkanızda yer alsınlar; bu kez namazı kılmamış olan diğer topluluk, hazırlık içinde ve silahlarını kuşanarak gelip seninle namaz kılsınlar. Kâfirler, ani‌den size saldırmak için sizin silahları‌nızdan ve araçlarınızdan gaflet etme‌nizi isterler. Eğer yağmurdan dolayı ra‌hatsız veya hasta olursanız, silahlarınızı yere bırakmanızda size bir sakınca yoktur; fakat hazırlıklı olun. Şüphesiz, Allah kâfirlere aşağılayıcı bir azap ha‌zırlamıştır.

103. Namazı kılıp bitirdikten sonra, ayaktayken, otururken ve yanınız üzere yatarken Allah'ı anın. Güvenliğe erişti‌ğinizde ise namazı hakkıyla kılın. Şüp‌hesiz, namaz, müminler için zamanı belirlenmiş bir farizadır.

104. O kavmi takip etmede gevşek davranmayın. Siz acı çekiyorsanız, on‌lar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çeki‌yorlar ve siz Allah'tan onların umma‌dığı şeyi (cenneti) umuyorsunuz. Allah her şeyi bilir ve hikmet sahibidir.

105. Biz sana Kitab'ı, insanlar ara‌sında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için indirdik. Sakın hainle‌rin savunucusu olma.

106. Allah'tan bağışlanma dile. Şüp‌hesiz, Allah çok bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

107. Kendilerine hıyanet edenler adına (onları desteklemek için) tartışma! Şüphesiz, Allah hainlikte ileri giden gü‌nahkâr kimseyi sevmez.

108. (Onlar, hıyanetlerini) insanlar‌dan gizliyorlar da Allah'tan gizlemiyor‌lar. Oysa Allah, geceleyin O'nun razı olmadığı sözleri kafalarına koydukla‌rında (bile) onlarla birliktedir. Allah, onların yaptıklarını kuşatmıştır.

109. Haydi siz dünya hayatında on‌ları savundunuz, peki kıyamet gününde onları Allah'a karşı kim savunur?! Veya onlara (ahirette) kim sahip çıkar?!

110. Kim kötü bir iş yapar veya kendi nefsine zulmeder de sonra Allah'tan ba‌ğışlanma dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.

111. Günah işleyen kimse, sadece kendi zararına günah işler. Allah (her şeyi) bilen ve hikmet sahibidir.

112. Kim bir hata yapar veya bir günah işler, sonra onu suçsuz birinin üzerine atarsa, gerçekten apaçık bir if‌tira ve günah yüklenmiştir.

113. Allah'ın sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni sap‌tırmaya yeltenirlerdi. Onlar, sadece kendilerini saptırırlar ve sana hiçbir za‌rar dokunduramazlar. Allah sana kitap ve hikmeti indirmiş ve bilmediğini sana öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu pek büyüktür.

114. Onların gizli konuşmalarının çoğunda bir hayır yoktur; bağışta bu‌lunmayı, iyiliği veya insanların arasını bulmayı emreden kimse müstesna. Bunları Allah'ın rızasını elde etmek için yapana büyük bir mükâfat verece‌ğiz.

115. Kim hidayet yolu kendisine belli olduktan sonra, Peygamber'e karşı gelir ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu yöneldiği yöne yön‌lendirir ve cehenneme sokarız. Orası varılacak ne kötü bir yerdir!

116. Allah, kendisine ortak koşul‌masını bağışlamaz; ama bunun dışında olanı (diğer günahları) dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, muhakkak ki (haktan) pek uzak bir sa‌pıklık içine düşmüştür.

117. Onlar (müşrikler), Allah'tan başka sadece birtakım dişi putları ça‌ğırmaktalar. Onlar, sadece azgın Şey‌tan'ı çağırmaktalar.

118. Allah onu (Şeytan'ı) kendi rahmetinden uzaklaştırdı. Ve o şöyle dedi: "Kullarından mutlaka belirli bir payı (kendim için) alacağım."

119. "Mutlaka onları doğru yoldan saptıracağım, onları uzun arzularla avutacağım ve hayvanların kulaklarını kesmelerini onlara emredeceğim ve Allah'ın yarattığını değiştirmelerini onlara emredeceğim. Kim Allah'ı bıra‌kıp Şeytan'ı kendine dost edinirse, apa‌çık bir ziyana uğramıştır.

120. Şeytan onlara söz vermekte ve arzularla onları avutmaktadır. Şeytan'ın onlara verdiği söz, aldatmacadan başka bir şeye değildir.

121. İşte onların yeri cehennemdir ve oradan kaçış yolu bulamazlar.

122. İman edip salih ameller yapan‌ları, altından ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğiz; orada ebedi kalırlar. Bu, Allah'ın hak vaadidir ve kimdir Allah'tan daha doğru sözlü?

123. Ne sizin arzu ve isteğinizledir, ne de kitap ehlinin arzu ve isteğiyle; kötülük işleyen kimse, (mutlaka) o kö‌tülüğü ile cezalandırılır ve Allah'tan başka kendisine bir dost ve yardımcı da bulamaz.

Muhammed b. Müslim, İmam Muhammed Bâkır (a.s)'dan şöyle nakleder: Bu ayet indiğinde ashaptan bazısı, "Ne çetin ayettir!" dediler. Resulullah (s.a.a) onlara, "Siz malınız, kendiniz ve çocuklarınız hususunda belalara uğramıyor mu‌sunuz?" dedi. Onlar, "Evet, uğruyoruz." dediler. Resulullah, "İşte bu belalar, Allah'ın size iyililikler yazmasına ve günahlarınızın silinmesine sebep oluyor." dedi. (bk. Ayyaşî Tefsiri, c. 1 s. 277.)

124. Erkek olsun, kadın olsun imanlı olarak salih amel işleyen kimseler, cen‌nete girerler ve onlara zerre haksızlık edilmez.

125. İyilik yapan biri olarak kendisini Allah'a teslim eden ve hakka yönelerek İbrahim'in dinine uyan kimseden din (yol ve yöntem) yönünden daha güzel olan kim var? Allah, İbrahim'i kendine dost edindi.

126. Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Allah her şeyi kuşatmıştır.

127. Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: Allah onlar hak‌kında size fetva veriyor; evlenmek iste‌diğiniz fakat belirlenen haklarını ver‌mek istemediğiniz yetim kızlar ile âciz çocuklar hakkındaki ve öksüzlere karşı adaletle davranmanız hususundaki hükmü, kitaptan size okunan ayetler de açıklıyor. Ne iyi iş yapsanız, Allah mutlaka onu bilir.

128. Eğer bir kadın kocasının ge‌çimsizlik veya ilgisizliğinden endişe ederse, (bazı haklarından vazgeçmekle de olsa) barışmalarında her ikisine de bir günah yoktur ve barış daha iyidir. (Gerçi) nefislerde cimrilik ve açgözlü‌lük ağır basmaktadır. Eğer iyilik eder ve takvalı olursanız, mutlaka Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

129. Kadınlar arasında ne kadar (adaletli olmaya) düşkün olsanız da (kalbî muhabbet yönünden) denge ve adalet oluşturmaya gücünüz yetmez. Öyleyse birine (eğilim göstererek diğe‌rine) tam ilgisiz olmayın ki onu askı‌daymış gibi bırakırsınız. Eğer uzlaşır ve takvalı olursanız, (bilin ki) şüphesiz Allah bağışlayandır ve sürekli merha‌met edendir.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 58)

130. Eğer (uyum sağlayamaz) bir‌birlerinden ayrılırlarsa, Allah kendi ge‌niş lütfuyla onların her birini ihtiyaçsız duruma getirir. Allah, (güç ve merha‌metiyle her şeyi) kapsayandır ve hik‌met sahibidir.

131. Göklerde ve yerde var olan her şey Allah'ındır. Sizden önce kendile‌rine kitap verilmiş olanlara da, size de, "Allah'tan korkun." diye tavsiye ettik. Fakat eğer kâfir olursanız, (şunu iyice bilin ki) göklerde ve yerde var olan her şey Allah'ındır. Şüphesiz, Allah zen‌gindir ve övülendir.

132. Göklerde ve yerde var olan her şey Allah'ındır. İşleri düzenleyici ve koruyucu olarak Allah (insana) yeter.

133. Dilerse, ey insanlar, sizi götü‌rür ve başkalarını (sizin yerinize) geti‌rir. Allah'ın buna gücü yeter.

134. Dünya mükâfatını isteyen, (bilsin ki) dünya ve ahiret mükâfatı Allah'ın katın‌dadır. Allah, kulların (yakarışını) duyan ve (hallerini) görendir.

135. Ey iman edenler! Sürekli adaleti ayakta tutun; kendinizin, baba ve anne‌nizin veya akrabalarınızın aleyhine olsa bile, Allah için şahitlik edin. (Hakkında şahitlik ettiğiniz kişi) fakir de olsa, zen‌gin de olsa, Allah onlara (dava tarafları‌nın hakkına riayet etmeye sizden) daha layıktır. O hâlde nefsî isteklerinize uy‌mayın ki (yoksa) haktan uzaklaşırsınız. Eğer sözü değiştirir veya (şahitlikten) sakınır‌sanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

136. Ey iman edenler! Allah'a, Pey‌gam­beri'ne ve Peygamberi'ne indirdiği kitaba ve önceden indirdiği kitaba hak‌kıyla iman edin. Kim Allah'ı, melekle‌rini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, (doğru yol‌dan) pek uzak bir sapıklığa düşmüştür.

137. İman edip sonra kâfir olan, sonra tekrar iman edip tekrar kâfir olan, sonra küfür ve inkârlarını arttıranları, Allah asla bağışlamaz ve onlara bir yol da göstermez.

138. Münafıklara, kendileri için ha‌zırlanmış olan acı azabı müjdele!

139. Onlar, müminleri bırakıp kâ‌firleri kendilerine veli (koruyucu ve dost) edinirler. Yoksa kâfirlerin ya‌nında izzet ve onur mu arıyorlar?! Oysa izzet ve onurun tümü Allah'a aittir.

140. (Allah) kitapta size şu hükmü indirmiştir: Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve alaya alındığını işittiği‌nizde, başka bir konuya dalmadıkça onlarla oturmayın; aksi takdirde siz de onlar gibi olursunuz. Allah, münafıkla‌rın ve kâfirlerin tümünü cehennemde bir araya toplayacaktır.

141. Onlar (sürekli) sizi gözetleyip dururlar. Allah tarafından size bir zafer erişirse, "Biz de sizinle beraber değil miydik?" derler. Eğer kâfirler için (za‌ferden) bir pay olursa, "Size egemen değil miydik? Ve sizi müminlerden gelen zarardan korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet günü hakkınızda hük‌medecektir. Allah, kâfirlerin müminlere karşı üstünlüğünü sağlayan hiçbir yol koymaz.

"Size egemen değil miydik?" yani, "Savaşta sizi öldürmeye gücümüz var iken sizi öldürmedik." (bk. Cevamu'l-Cami' Tefsiri)

142. Gerçekten münafıklar, Allah'ı aldatmak isterler. Oysa Allah onları al‌datır. Onlar namaza kalktıklarında bez‌gin (isteksiz) olarak kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı da çok az anarlar.

143. Bu ikisinin arasında (küfür ve iman yollarından birini seçmede) karar‌sızdırlar; ne bunlarladırlar, ne de on‌larla. Allah kimi saptırsa, artık onun için bir (kurtuluş) yol(u) bulamazsın.

144. Ey iman edenler! Müminleri bırakıp kâfirleri kendinize veli (koru‌yucu ve dost) edinmeyin. Yoksa (sizi cezalandırması için) kendi aleyhinize kesin bir delil mi Allah'a vermek isti‌yorsunuz?!

145. Kuşkusuz, münafıklar cehen‌nemin en aşağı katındadırlar. Onlara bir yardımcı da bulamazsın.

146. Ancak tövbe edenler, kendile‌rini düzeltenler ve Allah'a sarılıp dinle‌rini Allah için halis kılanlar müstesna. İşte onlar, müminlerle beraberdirler ve Allah müminlere büyük bir mükâfat ve‌recektir.

147. Eğer şükredip iman ederseniz, Al‌lah'ın size azap etmeye ne ihtiyacı vardır?! Allah, sürekli şükreden (iyiliklere karşı ka‌dirşinas, az amele bol mükâfat veren) ve bilendir.

148. Zulüm ve haksızlığa uğrayan kimse müstesna, Allah kötülüğün açıkça söylenmesini sevmez. Allah işi‌tendir ve bilendir.

149. (Yapmış olduğunuz) bir iyiliği açıklasanız veya gizleseniz ya da bir kötülüğü affetseniz, (tüm bunları Allah bilir,) kuşku yok ki Allah çok affeden‌dir ve güçlüdür.

150. Şüphesiz, Allah ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile pey‌gamberlerini ayırmak isteyenler, "Bir kısmına iman ediyoruz, bir kısmını in‌kâr ediyoruz." diyenler ve o ikisinin (iman ile küfrün) arasında bir (orta) yol izlemek isteyenler var ya;

151. İşte onlar, gerçek kâfirlerdir ve biz kâfirlere aşağılayıcı bir azap hazır‌ladık.

152. Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini (di‌ğerlerin­den) ayırmayanlar, işte onların mükâ­fatlarını (Allah) verecektir. Allah bağışlayandır ve sürekli merhamet edendir.

153. Kitap ehli, gökten bir kitap in‌dirmeni senden istiyorlar. Musa'dan, bundan daha büyük bir istekte bulun‌muş, "Açıkça Allah'ı bize göster." de‌mişlerdi. İşte (bu) zulümleri yüzünden onlara yıldırım çarptı. Sonra kendile‌rine apaçık deliller (mucizeler) geldik‌ten sonra buzağıyı (ilah) edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa'ya apaçık bir delil verdik.

154. Antlaşmalarını korumaları için Tur'u başlarının üzerine diktik ve, "Ka‌pıdan secde ederek girin ve cumartesi günü taşkınlık yapmayın." dedik. Biz, onlardan çok sağlam ve ağır bir ahit aldık.

155. Ahitlerini çiğnemeleri, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri, haksız yere pey‌gamberleri öldürmeleri ve, "Kalplerimiz kılıflıdır. demeleri yüzünden (onları rah‌metimizden uzaklaştırdık). Gerçekte inkâr etmelerine karşılık Allah kalplerini mü‌hürledi. Artık az bir grup dışında onlar iman etmezler.

(bk. Bakara: 88)

156. (Bu cezalandırma,) inkârlarından ve Meryem'e büyük bir iftira da bulunmala‌rındandır.

157. Bir de, "Allah'ın peygamberi Mer‌yem oğlu İsa Mesih'i öldürdük." demele‌rindendir. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar; sadece bir yanılgıya düştü‌ler. Onun (öldürülmesi) hakkında ayrı‌lığa düşenler şüphe içindedirler ve bu‌nunla ilgili bir bilgileri yoktur; sadece zanna uymaktalar. Kesin olarak onu öl‌dürmediler.

158. Bilakis, Allah onu kendine doğru yüceltti. Allah üstündür ve hik‌met sahibidir.

159. Kitap ehlinden olan herkes mutlaka ölümünden önce ona iman edecektir ve kıyamet günü o (İsa), on‌lara karşı şahit olacaktır.

160. Yahudilerin zulmetmeleri ve (halkı) Allah'ın yolundan çokça alı‌koymaları sebebiyle kendilerine helal edilen birçok temiz şeyleri onlara ha‌ram ettik.

161. Kendilerine yasaklanmış iken riba (faiz) almaları ve insanların malla‌rını batıl yollarla yemeleri yüzünden (onlara bu cezayı verdik). Ve onlardan kâfir olanlar için elemli bir azap hazır‌ladık.

162. Fakat onlardan ilimde sağlam bir aşamaya erişenler ile müminler, sana indirilene, senden önce indirilene ve hakkıyla namaz kılanlara (peygam‌berlere) iman ederler. Zekât verenler, Allah'a ve ahiret gününe iman edenler var ya, yakında onların tümüne büyük bir mükâfat vereceğiz.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 59)

163. Nuh'a ve ondan sonraki pey‌gam‌berlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve Esbat'a (Yakub'un evlatlarına), İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Sü‌leyman'a da vahyettik ve Davud'a Zebur'u verdik.

164. Önceden kıssalarını sana anlattığı‌mız veya anlatmadığımız nice peygamber‌ler (gönderdik) ve Allah, Musa ile (açıkça) konuştu.

165. Peygamberleri göndermesinden sonra insanların Allah'a karşı artık bir hüc‌cetlerinin (bahanelerinin) kalmaması için müjdeleyici ve uyarıcı olan peygam‌berleri (gönderdik). Allah üstündür ve hikmet sahibidir.

166. Ama (kâfirler inkâr etseler de) Allah sana indirdiğine şahitlik eder. Onu kendi ilmi ile (senin ehil oluşunu bilerek) indirmiştir. Melekler de buna şahitlik ederler. Şahit olarak Allah ye‌ter.

167. Gerçekten inkâr edip Allah'ın yolundan alıkoyanlar uzak bir sapıklık içine düşmüşlerdir.

168-169. Kuşkusuz, Allah inkâr edip zulmedenleri bağışlayacak değildir ve cehennemin yolu dışında onları bir yola hidayet edecek değildir. Onlar orada ebedi kalırlar. Bu, Allah için ko‌lay bir iştir.

170. Ey insanlar! Peygamber, Rab‌biniz tarafından hakkı size getirmiştir. Öyleyse ona iman edin. Bu sizin için daha iyidir. Eğer inkâr edecek olursa‌nız, (şunu bilin ki) göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

171. Ey kitap ehli! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında hak öte‌sinde bir şey demeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın peygamberi, Meryem'e salıverdiği bir kelimesi ve O'nun tarafından (gönderilen) bir ruh‌tur. O hâlde Allah'a ve peygamberle‌rine iman edin ve "(Allah) üç tanedir." demeyin. Vazgeçin. Bu sizin için daha iyidir. Allah, sadece tek bir ilahtır; ço‌cuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa O'nundur. Vekil (yönetici) olarak Allah (insana) yeter.

172. Ne Mesih ve ne de mukarreb me‌lekler, Allah'a kul olmaktan asla çe‌kin‌mezler. Kim Allah'a ibadet etmekten çeki‌nir ve büyüklük taslarsa, Allah onların tü‌münü kendi huzurunda bir araya toplaya‌caktır.

173. İman eden ve salih işler yapanların mükâfatlarını tam olarak verecek ve kendi lütfuyla onlar için daha fazla bağışta bulu‌nacaktır. Allah'a kulluk etmekten çekinen ve büyüklük taslayanları ise acı bir azaba uğratacaktır. Onlar, Allah'tan başka kendi‌leri için bir dost ve yardımcı da bulmaya‌caklar.

174. Ey insanlar! Rabbinizden size apa‌çık bir delil gelmiştir ve size açık bir nur indirmişiz.

175. Artık Allah'a iman eden ve O'na sımsıkı sarılanları (Allah) kendi rahmet ve lütfuna yerleştirecek ve on‌ları kendine yönelterek doğru yola hi‌dayet edecektir.

176. Senden (kelalenin mirası hak‌kında) fetva istiyorlar. De ki: Allah kelale (kardeşler) hakkında şöyle fetva veriyor: Eğer bir erkek ölür de çocuğu olmaz ve yalnız bir kız kardeşi olursa, geriye bıraktığı malın yarısı onundur. Ölen kız kardeş olur ve çocuğu da ol‌mazsa, erkek kardeş ondan miras alır. Eğer (ölüden miras alacak) kız kardeş‌ler iki kişi olurlarsa, bıraktığı malın üçte ikisi onlarındır. Eğer (miras alacak kardeşler) birkaç tane kız ve erkek kar‌deş olurlarsa, o zaman erkekler kadın‌ların iki payını alırlar. Allah, sapıklığa düşmeyesiniz diye (bu hükümleri) size açıklıyor. Allah her şeyi bilir. 

 

Meal: Murtaza Turabi