Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    Aleviler Namaz Kılmalı mı? (3)

Yazarı : Özgür ARAPOĞLU | Tarih:01.09.2015 11:17:06

Bir önceki yazımızda bazı kesim ve kitlelerin 12 İmama gönül vermiş olan Alevi toplumunu dinin direği olan namazdan uzaklaştırmak için getirdikleri "Hz. Ali Camide Şehit Edildiği İçin Aleviler Namaz Kılmazlar ve "Hz. Ali’ye Camilerde Küfür Edildiği İçin Aleviler Camiye Gitmez", "Namaz Kılmazlar", "Namaz Kılanları da Görüyoruz" gibi bahanelerine değinmiş ve cevabını vermiştik. Yazımızın devamında diğer banelere değinip cevabını vermeye çalışacağız:

6-     Namaz Arapçada salat demek salat ta duadır. Öyleyse namaz diye bir şey yoktur.

Son zamanlarda namaz kılmayan kimselerin kendilerine göre getirdikleri en tutarlı gerekçe namaz diye bir ibadetin Kur’an olmadığıdır. Böylesi kimseler daha düne kadar Kur’an’a el katılmış Kur’an bozulmuştur diye bahane getiriyorlardı, ancak günümüzde Kur’an’sız Müslüman-Alevi olunmayacağını anladıkları için geri adım attılar. Ama bu sefer sinsice Kur’an’ı kendi düşüncelerine göre yorumlamaya çalışmaya başladılar. Böyle kimselerin getirdikleri delilin özeti şöyle: “Arapça’da namaz diye bir kavram yoktur. Kuran’da Türkçe çevirilerde “Namaz” denilen farsça kökenli kavram “Salattır” salat ise dua ve yakarış anlamına gelir öyleyse namaz diye bir ibadet yoktur.”

Böyle kimseler kavram kargaşası yaratarak olayın yönünü başka tarafa çekmeye çalışıyorlar. Farsça, Osmanlıca ve günümüz Türkçesinde Namaz olarak nitelendirilen ve Arapçası “Salat” olan ibadetin şeklini ve rengini tarif etmek için ilk başta sözlüğe ardından da Kur’an bazı ayetlerine dayanarak güya kendi görüşlerini ispat ediyorlar.   Böyle kimselerin gaflet ettikleri asıl ve esas nokta şu ki; Allah’ın Hz. Muhammed’e indirdiği Kur’anı Kerim ne bir tarih kitabı, ne bilim kitabı, ne ilmihal ne de ahlak kitabı ve nede kanun ve yasa kitabıdır.  Allah Kuran’ı hidayet kitabı olarak indirmiştir: “Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” Bakara: 2 Buna göre Allah Teâla Kur’an’da insanlara yol gösterme hususunda neyi gerekli gördüyse onu beyan etmiştir. Bazen tarihten kesit sunarak, bazen bilimsel konulara değinerek, bazen ibadet konularını genel olarak açıklayarak ve bazen de kanun ve ahlaki konulara değinerek insanlara yol gösterici olmuştur.

Diğer taraftan dini eğiti ve öğretiler çok kapsamlı olduğu için bütün konuların ana hatlarına değinmiş ve konuların açıklanmasını Hz. Muhammed’e s.a.a bırakmıştır: “Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikiri / Kur'an'ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın da derin derin düşünebilsinler.” Nahl: 44

Yukarıda belirttiğimiz ayette açık ve net olarak bize gösteriyor ki; Kur’an’da gelen eğiti ve öğretilerin açıklama görevi Hz. Muhammed’e s.a.a verilmiştir.

Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için şunu eklemeliyiz Kur’an’da gelen ayetler iki türlüdür. Bir kısmı açık ve net anlaşılabilir ve tek bir anlam taşıyan ayetler. Diğer bir kısmı da açıklamaya ihtiyacı olan ve birden fazla anlam yüklenebilecek ayetler: “Öyle bir Tanrı'dır ki sana kitap indirdi. Onun bir kısmı, manası-apaçık ayetlerdir ve bunlar, kitabın temelidir. Diğer kısmıysa çeşitli manalara benzerlik gösterir ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onları tevil etmek için manaları açık olmayan ayetlere uyarlar. Hâlbuki onların açıklamasını ancak Allah ve bilgide şüpheleri olmayacak kadar kuvvetli olanlarsa bilirler. (Onlar) Biz inandık ona, hepsi de Rabbimizdendir; bunu aklı tam olanlardan başkaları düşünemez. Derler.  Ali İmran:7

Bu ayet açık ve net bir şekilde Kur’an’ın bazı ayetlerinin farklı anlamlar yüklenebileceğini kalplerinde eğrilik olanların bu ayetlerin peşinden gittiklerini aslında onların gerçek manasını Allah ve ilimde derinleşenler yani Peygamberimiz ve 12 İmamın bildiğini bildiriyor.

Neticede Kur’anı anlamak ve İslam’ın bir konu hakkındaki görüşünü öğrenmek isteyen kimse sözlüğe değil Hz. Muhammed’e s.a.a ve 12 İmama başvurmalıdır.  Hz. Muhammed s.a.a buyurmuştur: “Namaz-Salat kılın benim kıldığım gibi.” Hz. Muhammed nasıl namaz kıldı-yada salat yaptıysa bizde öyle yapmalıyız. Kendi kafamıza göre din üretemeyiz. Allah Kur’an da açık ve net olarak Hz. Muhammed’in s.a.a getirdiklerine uymayı emrediyor: “Peygamber, size ne verirse alın onu ve neden vazgeçmenizi emrederse vazgeçin ondan ve çekinin Allah'tan; şüphe yok ki Allah'ın azabı çetindir.” Haşr:7

 “Hz. Ali a.s de Haricilerle savaşa başlamadan önce amcaoğlu Abdullah b. Abbas’ı onlarla son bir kez daha konuşması için gönderirken şöyle buyurmuştur: “Onlara Kur’an ayetlerini delil sunma, onlara sen bir ayet sunarsın, onlar sana başka bir ayet sunarlar. Onlarla kesin hadisler ve sünnetten delil sun. Sana diyecek söz bulamazlar.”

Öyleyse Kur’an’ın Namaz-Salat hakkındaki kesin görüşünü ve onun şeklini Hz. Muhammed’e s.a.a sormalıyız. Ya Muhammed s.a.a nasıl namaz kılmalı-salat yapmalıyız. Sen “Salat” hakkındaki Kuran ayetlerini nasıl yorumluyorsun. Kur’an seni bize örnek olarak sunuyor biz salatımızı senden ve senin bıraktığın iki emanetten biri olan canlı Kuran Ehlibeytten öğrenmek istiyoruz.

İşte böylü bir durumda Kur’an’ın bahsettiği ve Allah’ın istediği namaz-salatımızı öğrenebiliriz. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, yani 12 İmamın salatı nasıl anladıklarını görmek için Hz. İmam Cafer Sadık’tan bir olayı nakletmek yerinde olur; Hammad b. İsa isimli Alevi şöyle anlatıyor: “İmam Cafer Sadık a.s bir gün bana Ey Hammad! Güzel bir şekilde namaz kılmayı-salat yapmayı biliyor musun? Diye sordu. Ben Harizin namaz-salat kitabını ezbere biliyorum diye cevap verince kalk ve namaz kıl-salat yap dedi. Ben kalktım kıbleye döndüm namaza başladım, rukü ve secde yaptım… namazımı-salatımı bitirdikten sonra İmam Cafer Sadıka.s  bana döndü ve bir insanın altmış yaşına gelip te kurallarına uygun olarak doğru bir namaz-salat kılmayı bilememesi ne kadar kötü bir şey dedi. Bunu duyunca ben canım size feda olsun bana namazı-salatı öğretir misiniz dedim!

İmam Cafer Sadık a.s ayağa kalktı, kıbleye döndü, parmaklarını birleştirerek ellerini yana saldı, ayaklarının arasında üç parmak boşluk kalıncaya kadar birbirine yaklaştırdı, ayakuçlarını da kıbleye çevirerek bütün yönünü kıbleye döndü. Ardından tam bir huşu ve içtenlikle Allah’u Ekber dedi, güzel bir şekilde Fatiha Suresini ve ardından İhlas Suresini okudu, sonra bir nefes miktarı bekledi ve ellerini  yüz hizasına kadar kaldırıp tekbir getirerek rükûa gitti.

Rükûda ellerini diz kapaklarına birleştirdi, ayaklarını geriye çekerek saflaştırdı, öyle ki eğer sırtının üzerine bir damla su akıtılsa düşmeyecek kadar sırtı düzdü, gözlerini yumdu boynunu ileri doğru uzattı ve üç defa “Sübhanellah” dedikten sonra “Subhane rabbiyel azimi  ve bi-hamdih” dedi. Ardından doğruldu ve doğrulduktan sonra “Semiallahu limen hamideh” dedi. Ardından ellerini yüz hizasına kadar kaldırarak tekbir getirdi ve secdeye gitti.

Secdede ellerini kulak hizasında yere bıraktı ve kollarını hafif açarak üç defa “Sübhane rabbiyel a’la ve bihamdih” dedi. Secdede bedeninde sekiz uzvu yere değdirdi; ellerini, ayaklarını başparmak uçlarını, dizlerini, alnı ve burnunu. Sonra secdeden başını kaldırdı ve oturdu, tekrar ikinci secdeyi aynı şekilde yaptı, ardından yağa kalkarak ikinci rekatta da birincide yaptıklarını yaptı, teşehhüt ve selam okuyarak namazını-salatını bitirdi. Sonra Ey Hammad! Bu şekilde namaz kıl-salat yap. Dedi.

Görüldüğü İmam Cafer Sadık’ın ibadeti bu şekilde adına “Salat” denilsin yada “Namaz.”

Namaz kelimesine takılanların gerekçeleri aslında sudan bir bahane. Çünkü bir nesne yada fiilin her dilde farklı telaffuz şekli vardır. Suyun Arapçası “Ma” Farsçası “Ab”, üzümün Arapçası “İnep” Farsçası “Engur” olduğu gibi Allah’ın Kuran’da belirtiği ibadetin ismi Arapçada “Salat” Türkçe-Farsça ve Osmanlıca da “Namazdır.” Aynı şekilde ibadet edilmesi gereken yer Kur’an’da Arapça “Mescit” Türkçede “Camidir.”

7-     Camide şeriat vardır cemde-meydanda marifet vardır.

Bazıları da Cem marifet meydanıdır, cami şeriat yeridir, diyerek camiye gitmemenin gerekçesini sunmakta. Ancak böyle kimseler şeriatın marifetin temeli olduğunu bilmeyecek kadar ya cahiller yada maksatlı olarak Alevileri namazdan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Mevcut bütün tarikatlarda, hatta Hacı Bektaş’ın “Makalatındaki” “Dört kapı Kırk Makam” öğretisinde birinci kapı Şeriat kapısıdır ve 10 makamı vardır. Şeriat kapısının 10 makamını geçemeyen kimse tarikat kapısına giremez. Dört kapının en son kapısı olarak addedilen marifet aslında Dört Kapı Kırk Makamın” her aşamasında olmak zorundadır. Yani Bektaşilik öğretisinden bile İnsanı Kamil olma arzusu içinde olan bir kimsenin bulunduğu her kapı ve makamın mana anlam ve gerekliliklerine marifet sahibi olması gerekir. Öyleyse Şeriat kapısının gerekliliklerini yapmayan kişiler asla marifete ulaşamazlar. Bundan dolayı Peygamberimiz: “Namaz-Salat müminin miracıdır, benim gözümün nurudur.” buyurmuştur. Bundan dolayı Hz. Ali’nin ayağına batan oku namaz kılarken çıkardıklarında hissetmemiştir. Bundan dolayı Hz. Ali her gece bin rekât namaz kılıyordu. Budan dolayı Hz. Ali ölüm döşeğinde yatarken İmam Hasan, İmam Hüseyin ve vasiyetinin ulaştığı herkese namazı gözetmelerini vasiyet ediyordu.

Marifet iddiasında bulunanlara marifetin ne olduğuna örnek olarak aşağıdaki olayı naklediyoruz;

Soyu dört kuşaktan İmam Hasan’a dayanan Seyit Abdul Azim Hasan-i şöyle diyor: Ben İmam Ali Naki’nin huzuruna vardım ve ona ey Allah Resulünün torunu! İnancımı size sunmak istiyorum. Eğer doğruysa tasdik edin ki; Allah’ın huzuruna sizin onayladığınız bir inançla varayım. Eğer yanlışlık varsa onu düzeltin. İmam Ali Naki inancını söyle bakalım diye buyurunca ben başladım ikrara;

“Ben inanıyorum ki Allah birdir. Onun misli ve benzeri yoktur, yokluğun ve bir şeye benzemenin dışındadır.  Allah cisim değildir, görüntüsü yoktur, yaratılmışların yaratılışlarının temel özelliklerinde olan cevher ve ilinek özelliklerinde olan âraz değildir. Belki O cisimleri var eden, görüntülere şekil veren, ilinek ve özleri yaratandır. Allah her şeyin rabbi, sahibi, karar kıldırıcısı ve var edenidir.

İnanıyorum ki; Muhammed Allah’ın kulu, resulü ve elçilerin sonuncusudur, kıyamete kadar ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Getirdiği din dinlerin sonuncusudur ve kıyamete kadar başka din gelmeyecektir.

İnanıyorum ki; Peygamberden sonra İmam, halife ve itaat edilecek emir sahibi, Emir’ül Müminin Ali b. Ebu Talib’tir, ondan sonra Hasan, sonra Hüseyin, sonra Zeynel Abidin, sonra Muhammed Bakır, sonra Cafer Sadık, sonra Musa Kazım, sonra Ali Rıza, sonra Muhammed Taki, sonra sensin ey efendim dedim. İmam Ali Naki buyurdu: benden sonra da oğlum Hasan (Askeri’dir). Acaba insanlar onun halifesine (Mehdi’ye) nasıl davranacaklar?

Ben nasıl yani ey efendim deyince buyurdular: Çünkü yeryüzü zulümle dolduktan sonra adaletle dolduruncaya kadar o gözükmeyecek ve ismini anmak da helal değildir.

Ben devam ettim: Öyleyse ben ona da inandım, onların dostlarına dostum, düşmanlarına düşmanım, itaatleri Allah’a itaattir, isyanları Allah’a isyandır.

İnanıyorum ki; Miraç haktır, kabir sorgusu haktır, cennet haktır, cehennem haktır, sırat haktır, amellerin ölçülmesi haktır, kıyamet gelecektir ve Allah kabirlerde olanları diriltecektir.

İnanıyorum ki İmamet ve velayet konusundan sonra en önemli farzlar namazdır, zekâttır, oruçtur, haçtır, cihattır, iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak, tevella ve teberradir”

 Ben bunları söyledikten sonra İmam Ali Naki şöyle bana buyurdu; “Ey Ebu’l Kasım! Allah’a andolsun ki bu söylediklerin Allah’ın kulları için razı olduğu dindir. Bunda sebat göster ki; Allah dünya ve ahrette seni bu inanç üzerine sabit kılsın”.  

Görüldüğü gibi marifet, Ehlibeytin tasdik edip onayladığı bir inanca sahip olmak ve o inanç doğrultusunda yaşamaktır. Marifetinde sınırı yoktur. Sonsuz olan Allah’a ulaşmada sınır olmadığı gibi Marifet ehli her zaman İnsanı Kamil olma yolunda marifetlerini artırırlar. Tatlı tatlı demekle kimsenin ağzının tatlanmayacağı gibi marifetten dem vurmakla da kimse marifet sahibi olamaz. İman, İkrar ve ederek marifet sahibi olunur.

 

8-     Kuranda Namazın biçimi yoktur. Nasıl kılınacağı tarif edilmemiştir.

Bazı kimseler de Kur’an’da namazın şekli ve nasıl kılınacağı geçmediğini bundan dolayı şeklin çok önemli olmadığını ibadetin her türlüsünün makbul olduğunu iddia ediyorlar.

Böyle kimselerin getirdikleri sudan bahaneye de cevap olarak şöyle diyebiliriz;

Kuran’da namazın temel kural ve şartları belirtilmiştir. Birkaç örnek sunmak gerekirse;

a)     Kıbleye dönmeden namaz olmaz.

Allah Kur'an’da şöyle buyurmaktadır: (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.”Bakara:144

b)     Namaz kılmak insana farzdır.

Allah Kur'an’da şöyle buyurmaktadır: “Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, müminler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.”

c)     Allah rızası olmadan namaz olmaz.

Allah Kur'an’da şöyle buyurmaktadır: “Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”En’am:162

d)     Abdest ve Gusül olmadan namaz olmaz

Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Ey inananlar, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinizle beraber ellerinizi yıkayın ve başınızın bir kısmını ve ayaklarınızı topuklarınızla beraber meshedin ve cünüpseniz iyice yıkanıp arının. Hastaysanız yahut seferdeyseniz yahut içinizden biri ayakyolundan geldiyse yahut da kadınlara temas etmişseniz su bulamadığınız takdirde temiz toprakla teyemmüm edin de toprakla yüzünüzü, ellerinizi meshedin. Allah, sizi zora sokmayı istemez, fakat şükredesiniz diye tertemiz olmanızı ve size verdiği nimeti tamamlamayı diler.”Maide:6

e)     Rükû olmadan namaz olmaz

Allah Kur’anda şöyle buyurmaktadır: “Sizin dostunuz, sahibiniz, ancak Allah'tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz kılanlar ve rükû ederken zekât verenlerdir.”

f)      Secde olmadan namaz olmaz.

Allah Kur’anda şöyle buyurmaktadır: “Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikâfa çekilenler ve rükû ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.”

g)     Namazın kılınacağı yer mescittir

Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır. Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” Tövbe:17-18

Görüldüğü gibi namazın temelleri Kur’an’da belirtilmiştir. Ancak bu temeller namazda nasıl yapılacak, ne şekilde yapılacak, hangi namazda kaç defa yapılacak gibi konuların detayı peygamberimize bırakılmıştır. Kur’an şöyle buyurmaktadır: “Onları, delillerle, kitaplarla gönderdik ve sana da, onlara ne indirildiğini açıkça anlatman, düşünmelerini sağlaman için Kur'ân'ı indirdik.” Nahl:44

Öte yandan eğer birisi bize 12 İmamın ismi de Kur’an da geçmiyor. Öyleyse 12 İmam’a inanma zorunluluğumuz yok derse nasıl bir cevap veririz acaba.  Bu sorunun cevabını almak için her konuda olduğu gibi 12 İmamın kapısının çalınması gerekir. Alevinin birisi İmam Cafer Sadık’ın yanına gelerek, ey İmam Cafer Sadık bizim muhaliflerimiz (Sünniler) eğer gerçekten sizin iddia ettiğiniz gibi 12 İmam Allah tarafından seçilmiş ise, neden isimleri Kur’an’da yok, demek ki onlar hak değil diye bizi yeriyorlar, böyle kimselere nasıl cevap verelim dediğinde, İmam Cafer Sadık ona şöyle buyurmuştur; “Kur’anda “Namaz-Salat” vardır, ancak detayı peygambere bırakılmıştır, Kur’anda “Hac” vardır, ancak detayı peygambere bırakılmıştır, Kur’anda “Oruç” vardır, ancak detayı peygambere bırakılmıştır, Kur’anda İmamet ve Velayet” vardır, ancak İmamların kim olduğunu bildirmek Peygambere bırakılmıştır.”

Peygamberimiz s.a.a buyurmuştur: “Namaz kılın benim kıldığım gibi. Demek ki sırf sadece namazın bütün detayları Kur’an’da geçmiyor diye kimsenin namaz kılmama bahanesi olamaz. Namazımızı-Salatımızı nasıl kılacağımızı Hz. Muhammed ve Onun pak ve temiz Ehlibeytinden öğreneceğiz.

9-     Beş vakit namaz kılınacağına ilişkin bir emir yoktur.

Bazı kimselerde genel olarak namazı kabul ediyor ancak beş vakit namazı kabul etmiyorlar. Kur’an’da beş vakit namaz yok diyorlar.

Böyle kimselere verilecek ilk cevap bir önceki iddiaya verilecek cevaptır. Yani Allah namazın detayını nasıl, ne şekilde ne kadar ve zaman kılınacağının açıklamasını Peygamberimize bırakmıştır.

 Diğer taraftan Kur’an’da beş vakit namaz geçmektedir: “Ve gündüzün başlangıcıyla (sabah namazı) son kısmında (akşam namazı) ve gecenin ilk çağlarında (yatsı namazı) namaz kıl; şüphe yok ki güzel işler, kötülükleri giderir. İşte bu, iyi düşünenlere bir öğüttür.”Hud:114

“Ve namaz kıl güneşin zeval vaktinde, geceleyin yarısına kadar ve; şüphe yok ki sabah namazı, meleklerin tanık olduğu bir namazdır.”İsra:78

  İmam Muhammed Bakır a.s İsra Suresi’nin 78. Ayetinin açıklamasında şöyle buyurmaktadır: “Ayetin orijinalinde geçen “Duluk” öğle vaktidir. “Gasagılleyl” de gecenin yarısıdır. Bu vakitler Peygamberin insanlar için kararlaştırdığı dört namazın (öğle, ilkindi, akşam ve yatsının) vaktidir, “Kur’an’ı Fecir”de sabah namazıdır.

 Yukarıda sunduğumuz ayetlerde görüldüğü gibi bazen birkaç namazın vakti bazen de bütün namazların vaktinin belirlendiği aşikârdır.

Aleviler Üzerine Oynanan Oyunlar

Görüldüğü gibi bir önceki bölümde Alevilerin namaz kılmamalarına yönelik sunulan iddia ve gerekçelerin hiçbirisi geçerli bir gerekçe sayılmaz. Peki, gerçek neden nedir? Bu sorunun cevabı çok basittir aslında. Tarih boyunca Ehlibeyte gönül veren Alevi toplumu hep horlanmış dışlanmış ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüş ve halen de görmektedirler. Tarihte vuku bulan çeşitli sebep ve nedenler Alevi toplumunun ibadetini 12 İmamın buyurduğu şekilde öğrenip yapmasına engel olmuştur. Emeviler, Camilerde Hz. Ali ve Ehlibeyte yıllarca dinini dünyasına satan saray mollalarına küfür söylettirip hakaret ettirmişleridir.  Bir Ehlibeyt dostunun böyle bir yere gidip ibadet etmesi kesinlikle beklenemez. Diğer taraftan Hz. Ali ve Ehlibeyt dostu olmak suç sayılmış, Aleviler Ehlibeytin nurlu öğretilerine ya ulaşamamışlar yada nesiller arasındaki kopukluk bu bağın daha da kopmasına neden olmuştur.

Bir diğer taraftan da özellikle Anadolu’da yaşayan Aleviler asırlar boyu Osmanlının zulmüne maruz kalmanın neticesinde inançlarını korumak için kentleri terk edip dağları ve köyleri mesken tutmuşlardır. Böyle olunca da ilim merkezleri ve Ehlibeyt alimleri ile olan bağları kopmuştur. Her ne kadar Pir Sultan Abdal gibi bazı halk ozanları ve dervişler sazlı ve sözlü anlatımla 12 İmam inancını yaymaya çalışmış olsalar da her asrın ve çağın gereklilikleri farklı olduğu için bu öğretiler yetersiz kalmıştır. Cumhuriyet dönemi ile birlikte kentleşen Aleviler, çocuklarına yeteri kadar 12 İmam inancını verememişlerdir. Çünkü kentleşen Alevilikteki kültürel değişim ve eğitim seviyesinin yükselmesi gibi konulara Alevi önderleri yeteri cevabı verememişlerdir. Öyle ki günümüzde birçok Alevi 12 İmamın ismini dahi tam olarak bilemektedirler. 

Bu durumu fırsat bilen Alevi düşmanları Alevi toplumunu asimile etmek ve özellikle Alevi gençliğine nüfuz ederek onları kendi emellerine alet etmek için var gücüyle çaba harcadılar ve harcıyorlar. Aleviler üzerinde sayısız oyunlar oynandı ve oynanmaktadır;

Yakın tarihi inceleyecek olursak daha kırk elli sene önce ülkemizde esen kominizim rüzgârlarının inançsızlığı fısıldayan yıkıcı akıntısına bırakılan Alevi gençlerimizdi.

 Bu senaryo tutmayınca Anadolu Aleviliği masalı uydurularak Aleviliği 12 İmamın temiz ve berrak vahiy pınarlarından beslenen düşüncesinden soyutlayıp içi boş ve sadece sloganlardan ibaret olan bir Alevilik düşüncesi sunulmaya çalışıldı.

Bu masalda tutmayınca “Ali’siz Alevilik” masalı uyduruldu ve Alevilik, Hz. Ali’den ve yüce düşüncelerinden uzaklaştırılmaya çalışıldı. Elbette bu masalda tutmayacaktı.

 Ancak yine de Aleviliği hedef almış, onlara her türlü kötülüğü ve insafsızlığı yapmaktan geri kalmayan bazı cahil ve birçok maksatlı güçler Aleviliğin ayrı bir din olduğunu ve İslam’la hiçbir bağının olmadığı iddiasını ortaya attılar.

Daha kısa bir süre önce de sanki inadına yapılırcasına Alevilerin yaralarına tuz basılarak binlerce Alevi’yi katleden Osmanlı Padişahı Yavuz Selimin adı İstanbul’daki üçüncü köprüye verildi.  

Yine son zamanlarda birileri ısrarla Cem Evini Caminin alternatifi ve cemide dinin direği 12 İmamın göz nuru olan namazın alternatifi gibi göstermeye çalıştı.

İnsanlar bu tartışmalarla uğraşırken şimdi de Alevi-Sünni kaynaşmasını bahane ederek bazı sözde özel ancak asılda tüzel destekli iki kurum tarafından yeni bir asimile hareketi başlatılmıştır. “Cami-Cemevi Projesi” adı altında Alevilerin uzun vadede Sünnileştirmey, hedeflenmektedir. Allah’ın izni ve Ehlibeyt’in inayetiyle bu senaryo da tutmayacak.

 Aleviler üzerine oynanan bütün bu oyunların ortak noktası şudur ki; hiçbirisinde 12 İmamın söz davranış ve yaşantılarından bahsedilmez, aksine insanların dünyevi ve nefsani istek ve arzularına uygun olan bir Alevilik modeli sunulmaktadır.  Oysa biz Aleviler inanıyoruz ki; herkim Ehlibeytten öne geçmeye çalışırsa dinden çıkar, her kim onlardan geri kalırsa yolunu kaybeder, gerekli olan onların izinden yürümektir.  Ehlibeyt kurtuluş gemisidir. Ona binen kurtulur binmeyen boğulmaya mahkûmdur. Ehlibeyt dünya ve ahreti aydınlatan bir meşaledir. Onun nurundan yararlanan kurtulur ve yararlanmayan karanlıklarda kalmaya mecburdur.

Böyle Bir Durumda Aleviler Ne Yapmalı

Yukarıda belirtiğimiz hususlarda artık biz Alevilerin kimliğimize sahip çıkarak başta Hz. Ali olmak üzere 12 İmamın evrensel öğretilerinden beslenen, evrensel Alevilik düşüncesi çerçevesinde Aleviliği tanımlamamız ve o doğrultuda yaşantımızı şekillendirmemiz gerekmektedir. Buna göre Alevi kimliğini şöyle özetleyebiliriz;

Alevilik 12 İmam çizgisinden yürümek ve dünyaya Hz. Ali gibi bakmaktır.

Alevilik İslam’ın özüdür ve Alevinin Namazı, Orucu, ibadeti ve insan sevgisi sadece 12 İmam öğretileri doğrultusunda Öz Muhammed’i İslam anlayışıdır. 

Alevilik mazlumun yanında zalimin karşısında durmaktır.

Alevilik devrimciliktir ancak Alevinin devrim önderi Şehitlerin efendisi hürriyet rehberi Hz. Hüseyin’dir.

Alevilik Hz. Muhammed’in helallerini helal bilip ve Hz. Muhammed’in haramlarını kıyamete kadar haram bilmektir.

Alevilik dünyanın neresinde olursa olsun Allah’ın yarattığı kullara karşı görev ve vazife bilinci içerisinde olmaktır.

Alevilik Peygamberimizin bizlere bıraktığı iki ağır ve önemli emaneti dünya ve ahrette kılavuz edinmektir.

Alevilik Ehlibeyt ve Kuran’a itaate dayalı bir sevgi anlayışıdır.