Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    Emevi İslam’ı ve Kerbela Kıyamının Önemi

Yazarı : Özgür ARAPOĞLU | Tarih:23.11.2012 19:06:39

Emevilerin İslam tarihinde açtıkları kara sayfalar birkaç satırda sıralanmayacak kadar çoktur. Bu yazıdan amaç Kerbela olayının İslam ümmetine nasıl taze bir kan verdiği ve İslam ağacını sıcak kumlar üzerine akan İmam Hüseyin efendimiz ve yetmiş iki Kerbela şehidinin nasıl suladıklarını ve onu canlandırdıklarını göstermektir.

Mekke’nin Fethiyle alemlere rahmet olan Peygamber efendimizin şefkat ve merhametiyle serbest kalan tulaka ehli Emeviler adeta Peygamberimizden intikam alırcasına İslam ve Müslümanlarla savaştılar. İslam’ın ve Kuran’ın hedefi olan temiz, nefsini her türlü kötülükten arındırmış ve hidayete ermiş doğru insanlar yetiştirmeyi üç-beş günlük dünyevi saltanat elde etmek uğruna değiştirip zulüm, ölüm, korkutma, dalkavukluk, yalakalık, parayla satın alma vs. şeylere çevirdiler.

Muaviye b. Ebu Süfyan uyanık ve zeki tavırlarıyla İslam ümmetinin başına geçti ve irticai bir hareketle İslam’ı geriye götürdü ve bu son semavi hak dinin çehresine kazınmayacak kara lekeler sürdü.

Bir zamanlar Müslümanlar Peygamberimizin savaşlarına ellerinde savaşa katılacak imkânları bulunmadığı için katılamadıklarından dolayı hüngür hüngür gözyaşı dökerken, inen Kuran ayetlerindeki emirleri uygulamada adeta birbirleriyle yarışırlarken Emeviler malda, parada, dalkavuklukta, içkide, kumarda, köle satın almada, ırkçılıkta yarışmayı yaydılar.

Oysa Emeviler Kuran tarafından lanetlenen melun ağaç ve soydular. “Hani biz sana: "Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı insanları denemek için yaptık, Kur'an'da lanetlenmiş ağacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor. “ İsra: 60 Birçok Kuran müfessirinin naklettiğine göre lanetlenmiş ağaç ve soy Emevilerdir.

 

Muaviye, İslam’da bir çok bidat ve fesat ortaya çıkarmıştır. Konunun daha iyi anlaşılması için sadece birkaç örnek sunacağız.

Muaviye, Müslümanların inançlarıyla oynayıp kirli ve çirkef emellerine ulaşmak için yaptığı her işi kaza ve kader kisvesine bürüyor ve bütün bu olayların vuku bulmasının Allah’ın kaçınılmaz bir kazası olduğunu her fırsatta dile getirerek batıl davranışlarının üstünü örtüyordu. Muaviyenin, Yezidi veliaht tayin ettiğini duyan Ümmül Müminin Aişe kendisine itiraz ettiğinde Muaviye şu cavabı veriyordu: “ Yezidin veliahtlılığı Allahın kazalarından bir kazadır. İnsanların onda seçme hakları yoktur (herkes Yezide biat etmelidir).

 

Muaviyenin İslam dünyasında çıkardığı fitnelerden bir tanesi de hadis uydurma meselesiydi. Parayla satın aldığı sözde peygamber dostu kişilere veya dış görünüşte Müslüman olan Yahudilere istediği şekilde hadis uydurtarak kirli emelleri doğrultusunda kullanıyordu. Öyle ki Buhari üç yüz bin doğru hadisin yanında üç yüz bin uydurma hadisin de ezberinde olduğunu söylüyordu. Muaviye kendi faziletleri hakkında birçok hadis uydurtmuştur. Bundan dolayı Buhari’nin de üstadı olan İshak b. Rahveyh konu hakkında açıklama gereği duyup Muaviye hakkında söylenen faziletlerin hiçbirinin doğru olmadığını söylemiştir.

 

Kabe ve Mukaddes Mekke şehrinin Müslümanlar yanındaki değer ve konumu açıklamaya gerek olmayacak kadar nettir ve Allah’u Teala Kuran’ı Kerimde Mukaddes Mekke şehri hakkında şöyle buyurmaktadır: “Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka'be)dir. (Ali İmran:96) Buna rağmen Muavi b. Ebu Sufyan, Ebrehe’nin yapamadığını yapmak amacıyla Şam hakkında birçok uydurma hadis türettirmiştir. Örneğin Yahudi Ka’bul Ahbardan şöyle nakledilmektedir: “Şamlılar Allah’ın kılıçlarından bir kılıçtır. Allah kendisine isyan edenlerden onların vasıtasıyla intikam alır.” Oysa Mısırlı yazar Mahmut Ebu Reyye değerli kitabında bütün bu hadislerin uydurma olduğunu ispatlamıştır.

 

Muaviye ve Emevi saltanatının Peygamberle olan düşmanlığını açık bir örneğini meşhur tarihçi Mesudi kendi kitabında Mutrif b. Mugayra b. Şube’den şöyle naklediyor: “ Babam Mugayre sürekli Muaviye ile görüşüyordu ve bazen bende onunla birlikte gidiyordum. Babam Muaviye’nin bir deha olduğunu sık sık vurgulardı. Ancak bir gün sıkıntılı bir şekilde eve  geldi ve akşam yemeği de yemedi. Biraz bekledikten sonra sıkıntısının nedenini sordum. Bana oğlum insanların en kötüsünün yanından geliyorum, dedi. Ardından sıkıntısının nedenini anlatmaya başladı: Ben Muaviye’ye, istediği bütün arzulara ulaştığını ve artık yaşlandığını bundan sonra insanlara daha adaletli davranmasını ve Haşimoğullarına merhamet göstermesini söyledim. O cevabımda; Birinci halife, ikinci halife ve üçüncü halifenin adları onlarla birlikte gitti. Ancak her gün beş defa minarelerden “Eşhedu ennne Muhammeden Resululullah” sesi duyuluyor. Hal böyleyken geriye benim yaptıklarımdan ne kalıyor. Bu ismi unutturmalıyız, dedi. (Murucuzzehep: c:3 s: 454)

 

Yine Muaviye’nin İslam ve Peygamber düşmanlığının bir diğer örneği de başta Hz. Ali olmak üzere peygamberin ehlibeytine camilerde lanet okutup küfür saydırmasıydı. Oysa Sahihi Müslim’de geldiğine göre meşhur Kuran müfessiri Abdullah b. Abbas ve seçkin sahabe Ebuzer Gifari, Peygamberimizin zamanında mümini münafıktan ayırmak için Ali’yi sevip sevmediğine bakıyorduk diyor. Yani Ali’yi seven mümin Aliye kin güdüp düşmanlık besleyen münafıktır. Yetmiş yıl Emeviler döneminde Ehlibeyte camilerde Peygamber minberinde lanet okunmuştur ve bu Muaviye’nin eseridir. Hicri 99 yılın Ömer b. Abdülaziz tarafından yasaklanıncaya kadar imam Ali’ye ve Ehlibeyte minberlerde lanet okundu ve insanlarda lanet okumaya zorlandırlar.

 

Muaviye ve emevi saltanatının İslam dünyasında meydana getirdikleri fesatlardan bir tanesi de adeletsizlik ve zulmün İslam toplumunda yayılmaya başlamasıdır. Allah’u Teala Kur’anı Kerim peygamberlerin mebus olma felsefelerinin insanların toplumda adaleti ayakta tutmalarının gerekliliğini şöyle beyan etmektedir: “Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler.” (Hadit: 25) Ancak Muaviye, İslam toplumunda ırkçığılı ön plana çıkararak Arap milliyetçiliği tekrar hortlattı, mazlum insanların mallarına el koydu, beytülmali kendi varlığı gibi canı istediği şekilde istediği kimselere dağıttı. Hz. Ali’yi sevdiklerini söyleyen ve hatta Ali dostu olmalarından şüphelendiği kişilerin beytülmalden haklarını kesti ve birçoğunu da türlü zulüm ve işkenceyle öldürttü.

 

Muaviyenin İslam dünyasında açtığı bir diğer fesatta Peygamberin seçkin sahabelerini işkence ve eziyetle öldürmesidir. Başta cennet gençlerinin efendisi İmam Hasan olmak üzere seçkin sahabe Hucur b. Adiy ve arkadaşlarını türlü hilelerle öldürdü ve abid sahabe Amır b. Hamk’ın başını kestirdi ki İslam bu İslam tarihindeki ilk kesilip taşınan baş olayıydı.

 

Bundan dolayı İmam Hüseyin aleyhisselam Mervanın kendisini Yezide biat etmeye davet etiği konuşmasında şöyle buyurmuştur: “Ben Peygamberin şöyle dediğinin duydum: Hilafet Ebu Süfyan sülalelesine, tulakalara ve tulakaların çocuklarına haramdır. Eğer Muaviye’yi benim minberim üzerinde görürseniz yarın onun karnını.”

 

Yine İmam Hüseyin aleyhisselam Basra halkına yazdığı bir mektupta onlara şöyle buyurmaktadır: “Gerçektende sünnet öldürülmüştür. Ve gerçektende bidatler diriltilip yayılmıştır.”

 

İslam devletinin başında bulunan kişilerin evleri ve yaşantıları en temiz ve en pak yaşantı olması gerekirken fesadı yayan, İslam ve Kuran emirlerini ayaklar altına alan Allah’ın haramlarını helal yapan bir çöplük haline gelmişti.

 

Muaviye açıktan içki içiyor, kendisine yalvarıldığı için ilahi cezaları uygulanmaktan vazgeçiyor, Cuma namazını Çarşamba günü kıldırıyor, bayram nazmının hutbelerini insanlar namazdan sonra dağılmasınlar diye namazdan önceye aldırıyor. Açıktan faiz yiyor, Müslüman erkeğe giymesi haram olan ipek elbiseler giyiyor. Kuranın hükmünün aksine iki kızkardeşin bir erkekle evlenmesine müsaade ediyor vs…… (Konunun detayı için Murucuzzehep, el-ğadir, Tarihi ibni Kesir, Tarihi ibni esakir kitaplarına müraccat edilebilir)

 

Yezidi Daha Yakından Tanıyalım

Muaviye b. Ebu Süfyan hicri altmış yılında yaklaşık kırk yıllık Şam valiliğinin ardından dünyadan gitti ve yerine büyük oğlu Yezid’i veliaht olarak bıraktı. Aslında bu İslam tarihinde vuku bulan en acı ve elem verici olaydı. Hilafet seçiminde hangi görüşü kabul edersek edelim herkesin kabul ettiği ortak görüş şudur ki insanları yönetecek ve onlara lider olacak kişi ki bu kişi gerçekte Peygamberin varisi konumundadır. İslami bütün eğiti ve öğretileri en güzel şekilde yerine getiren, bilge, ferasetli, dirayetli ve siyasetten anlayan birisisi olmalıdır. Muaviye oğlu Yezidi kendisinden sonra yerine veliaht olarak seçmekle halifeliği soy bağına dayalı olarak gelen padişahlık ve krallığa çevirdi. Muaviye’nin alnında sadece bu kara leke olsa yine onun için bu yeterlidir.

Tarih kitaplarında yazdığına göre Yezit hicri 25 veya 26 yılında dünyaya geldi. Müslümanlıktan önce Hıristiyan olan ve yeni İslam’ı kabule eden Kilaboğulları kabilesinden olan annesiyle birlikte çocukluk yıllarını dayılarının yanında geçirdi. Ruhul İslam kitabını yazarının naklettiğine göre Yezit de babası gibi katı kalpli ve gaddar bir şahisyetti ancak babası kadar uyanık değildi.

Yezit bütün insanı sıfatlardan yoksun, kan dökmeye insanlara zulmetmeye ve kötülük yapmaya aşı derecede düşkün bir insandı. Öyle ki hilafetinin birinci yılında Kerbela faciasını meydana getirdi.

Hilafetinin ikinci yılında Medine’ye saldırdı ve binlerce sahabe ve tabiin ve mazlum Müslümanları öldürttü. Yezidin askerleri Peygamberin mescidine sığınanları oradan çıkarıp katlederek, Peygamberimizin mübarek mescidine at bağladılar ve üç gün boyunca peygamber kokan, mücadele kokan, vahiy kokan o mukaddes şehirde bulunanların canlarını mallarını ve namuslarını helal saydılar.

 Ve son olarak Yezit ordularını kendisine biat etmeyen Abdullah bin Zubeyr’i yakalatmak için Mekke’ye gönderdi ve Yezidin orduları Kabe’yi mancınığa tuttular. Ateşe verdiler ve üzerinde içki içtiler.

Meşhur tarihçi Mesudi’nin kitabında naklettiğine göre Yezit, Abdullah b. Zubeyr ile savaşmak için ordu gönderirken ona şu şiiri yazdı. Bu şiir onun nasıl bir inanca sahip olduğunu net bir şekilde göstermektedir:

Sen gökteki İlahını çağır savaşmak için

Bende Ek ve Eş’er kabilesinin erkeklerini

 

Yezidi biraz daha yakından tanıyacak olursak, Yezit avlanmaya düşkün birisiydi ve el-Bidaye ve’n-Nihaye kitabının yazarının naklettiğine göre avlanmayı çok seviyordu ve özel av köpekleri vardı, onlara altın ve gümüşten süslemeli elbiseler giydiriyordu ve her biri için bakımını üstlenecek hizmetçiler belirlemişti.

Yezidin bir diğer iftiharı da maymunlara olan düşkünlüğüydü. Murucu’z-Zehep kitabının yazarının naklettiğine göre sürekli yanından ayırmadığı ve Ebu Kays diye adlandırdığı bir maymunu vardı. İçkisini onunla paylaşırdı ve dalga geçerek bu İsrail oğullarından azap neticesinde maymuna dönmüş bir adamdır derdi.  At yarışları düzenler ve maymunu da yarıştırırdı. Yarışlardan bir tanesini kazandığında onu öven şiirler okurdu. Bir gün yine yarış esnasında rüzgârın fazla olması neticesinde maymun yere düştü ve öldü. Yezit buna çok üzüldü maymunu kefenleyip gömmelerini emretti ve Şam’da genel yas ilan etti ve herkesin bu olaydan dolayı kendisine başsağlığı vermelerini emretti.

Yezid’in iftiharları ve şahsiyetsiz şahsiyetindeki özellikleri saymakla bitmemektedir. Bu özelliklerden bir tanesi de Yezid’in içkiye olan düşkünlüğüydü. Ensabu’l Eşraf kitabının yazarının belirttiğine göre Yezid’in en açık ve belirgin özelliklerinden bir tanesi onun alkolik olmasıydı. Öyle ki ayık olarak gezdiği anlar çok az görülürdü.

Yezide biat etmeyenler arasında bulunan Abdullah b. Zübeyir yaptığı bir konuşmada Yezit için şu sözleri sarfetmiştir:  “Maymuncu Yezit, Köpekçi Yezit, İçkici Yezit ve kötülükçü Yezit. Allaha andolsun ki Yezidi sürekli olarak sarhoş bir halde insanlara hutbe okuduğu haberi bana ulaştı.”

İmam Hüseyin şöyle buyurmuştur: “İçki içen birisi nasıl olurda Muhammed ümmetini yönetir. Sarhoş edici şeyler içen fasıklardandır, sarhoş edici şeyler içen zalimlerden ve kötülerdendir. Sarhoş edici şeyler içen kişiye bir dirhem bile emanet edilmezken nasıl olurda ümmet ona emanet edilir.”

 

Eğer Yezidin hükümetine ve emevilerin saltanatına ve bu başıboşluklarına dur denilmezse İslam’ın fatihasının okunması ve elveda denmesi gerekiyordu. “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” Saf:8 Ancak Allah’ın bir vaadi vardı; “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile.” (Saf:9)  ve bu vaadin gerçekleşmesi için Allah erleri her şeylerinde geçerek onu gerçekleştireceklerdi.

 

Abdullah b. Hanzele, Kerbela olayından sonra bir grup önde gelen Medineli heyet ile Şama Yezidin sarayına olayı araştırmak için gitmişti ve kısa sürede Şamdan döndüler. Abdullah b. Hanzele Medine halkını Yezidin aleyhine ayaklandıracak olan şu sözleri sarfediyordu: “Allah’a andolsun ki eğer Yezit aleyhine kıyam etmezsek başımıza taş yağmasından korkuyorum. Yezit anne, bacı ve kız kardeşleriyle zina yapan, içki içen, namazı terk eden bir insandır. Allah’a andolsun hiç kimse benimle kıyam etmese de ben (ona karşı ayaklanarak) Allah’tan gelecek olan belaları (ölümü) göğüsleyeceğim” (Tabakatu’l Kubra (İbni Saad) c. 5 s. 49 ve Tarihi’l Hulefa Suyuti s. 81.)

 

Abdullah b. Hanzele’nin heyetinde bulunan Munzir b. Zübeyir’de şöyle diyor: “ Allah’a andolsun o (Yezit) içki içiyor, Allah’a andolsun o kadar sarhoş oluyor ki namazı bile terk ediyor.” ( Tarihi Teberi c. 5 s. 481 ve Kamili İbni Esir c. 4 s. 104)

 

Meşhur Tarihçi Mes’udi de kitabında Yezit hakkında şöyle yazıyor: “ Yezit ayyaş bir insandı, av hayvanları ve maymunları vardı, kendine has şarap meclisi bulunurdu. İmam Hüseyin’in şehit ettikten sonra yanında Ubeydullah b. Ziyad’ında bulunduğu  bir içki meclisinde içkisini koyan sakiye hitapla şu şiiri okuyordu:

Bir kadeh içki ver de bağrımı kandırsın,

Ardından bağla ve onun gibisini dostun İbni Ziyad’a ver,

O Benin yanımda sır dostum ve emanet tarımdır,

O benin devletimin ve çabalarımın sağlamlaştırandır.

Ardından çalgıcılara çalmasını ve şarkıcılara söylemelerini emretti.Yezid’in yaptığı kepazelikler onun etrafında bulunanlara ve emri altında olan vali ve yöneticilere de sıçradı ve onu döneminde Mekke ve Medine’de alenen şarkı söylenir oldu, ahlaksızlık yayıldı ve insanlar açıktan içki içer oldular….” (Murucu’z Zehep c. 3 s. 67.)

 

Allah Teâlâ Kuranı Kerimde Peygamber efendimiz ve ona uyan seçkin insanları şöyle tanıtmıştır.”Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kâfirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rükû edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur. İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kâfirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va'd etmiştir.” Fetih:29 ve buyurmaktadır: “(Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor.” Müzzemmil:20

 

Yine Allah Teâlâ inanan insanları şöyle vasıflandırmıştır.“Bizim ayetlerimize ancak, kendilerine bu ayetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar. Onlar, korkarak ve ümit ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.” Secde: 15-16

 

 Peygamberimiz ve ona inanan değerli insanlar böyle yaparken İslam ve Müslümanları halifesi Yezit gecelerini sabahlara kadar içki meclisleri düzenleyip dansöz oynatıp çalgı çaldırarak geçiriyordu. Öyl eki yolculuğa çıktığında bile bu âdetinden vazgeçmiyordu.

Yezidin yaptığı ahlaksız ve Pervasızca davranışlar o dereceye varmıştı ki kendisini veliaht tayin eden babası Muaviye bile uyarmak zorunda kaldı. Tarihi Dimeşk kitabının yazarının naklettiğine göre Muaviye Yezide: “Oğlum yaptıklarını açık ve aleni olarak yapma insanlar arasındaki mevki ve konumun azarlı onların gözünden düşersin.” Görüldüğü gibi Muaviye b. Ebu Sufyan oğlunun nasıl bir fasık facir ve münafık olduğunu bildiği halde onu yerine veliaht tayin etmiştir. Yezidin yaptığı bütün kötülüklerin ortağıdır.

Belki bazıları yukarıda Yezide münafık dediğimizden dolayı itiraz edebilir ancak bu Yezit için söylenecek en basit kelimedir. Peygambere düşman olan ve kâfir atalarının öldürdüğü için Peygamberin ailesini katlettikten sonra ondan intikam aldığı dile getiren bir kimseye kâfirden başka ne denir acaba!

Birçok tarih kitabının naklettiğine göre İmam Hüseyin aleyhisselamın kesik başı bir tepsi içinde önüne getirildiğinde bir elinde içki kadehi ve bir elinde çubuk bulunan Yezit İmam Hüseyin’in Peygamberin öptüğü mübarek dudaklarına vurarak şu şiiri okumuştur:

Keşke Bedirde (öldürülen) büyüklerim

Hazrecin büyüklerinin başına getirdiklerimi görselerdi

Sevinçten çığlık atıp helhele çekerlerdi

Sonra ey Yezit ellerin dert görmesin derlerdi

Onların büyüklerinden önderlerini öldürdük

Bedirin öcünü böylece almış olduk adalet sağlandı

Haşimoğulları saltanatla oynadılar

Ne bir haber gelmiştir ve nede bir vahiy inmiştir

Eğer ben Ahmed’in ailesinden intikam almaz isem

Hendef ailesinden değilim!

 

Yezidin iftiharları bununla da sınırlı kalmıyor.  Yezit Mekke’deki Kureyş kabilesinin büyük bir çoğunluğu Peygambere karşı çıkarken ona kucak açan ve iman getiren Ensar Müslümanlara da kin ve nefret gütmekteydi.  Onlar hakkında Hıristiyan şair Ahtele yerici şiirler söylemesini emretmiştir. Yezidin Ensar’a karşı olan bu kini o değerli Müslümanların Peygambere ve beraberinde hicret eden Müslümanlara kucak açmalarını ve başta Kureyşli müşrikleri olmak üzere kâfirlerle olan bütün savaşlarda o hazretin yanında olmalarından kaynaklanıyordu. Oysa Allah Teâlâ onlar için şöyle buyurmuştur: “İslâm’ı ilk önce kabul eden muhacirler ve Ensar ile iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” Tevbe: 100

İşte İmam Hüseyin aleyhisselam akıttığı kanıyla, verdiği canıyla ve mızraklarla takılan başıyla İslam’a ve Müslümanlara kan verdi, can verdi ve baş verdi ve İslami değerlilerin korunması ve yaşatılmasının gerekliliğini yaşarak öğretti. Bütün İslam ümmetinin kıyamete kadar İmam Hüseyin’e vefa borcu vardır. Bu borç İslam’a Kurana ve Peygamberimizin iki ağır emanetinden biri olan Ehlibeytine sahip çıkıp onları izlemekten başka bir şekilde ifa olunmaz!

Tabi şunu da unutmamak gerekir ki Yezit her ne kadar içkici, ayyaş, kumarbaz, zalim, kişiliksiz, inançsız bir şahıs olarak tarihin kara sayfalarına geçmiş olsa da Yezit şahsiyetli kişiler geçmişte olduğu gibi günümüzde de mevcuttur.

Aynı şekilde İmam Hüseyin efendimiz izzet, iftihar, özgürlük, hürriyet, İslam, iman cesaret, fedakârlık güzel ahlak ve hidayet sembolü olarak tarihe geçtiği gibi günümüzde de Hüseyin sıfatlı insanlar izzet iftihar hürriyet ve insani ve İslami değerler için çaba ve gayret göstermektedirler.

Bu söylediklerimizi İmam Hüseyin aleyhisselamın sözlerinde de görmekteyiz. Mervan b. Hakem kendisini Yezid’e biat etmeye davet ettiğinde İmam Hüseyin şöyle buyurmuştur: “İslam ümmeti Yezit gibi bir yöneticinin eline düşerse İslam’a elveda demek gerekir. Yine başka yerde şöyle burmaktadır. Benim gibi birisi Yezit gibi birisine asla biat etmez.”

Yani ne zaman Yezit sıfatlı kişiler İslam ümmetini yönetecekse zamanın Hüseyinleri onlara engel olmalıdırlar. 

Selam olsun Hüseyin’e, Selam olsun Kerbela’ya, Selam olsun Aşura’ya, selam olsun Hürriyete, selam olsun izzete!