Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    Eğer din, insanın bütün ihtiyaçlarını karşılamak içinse, İslam dini – 15 asır önce cahil ve ilkel bir toplumda ve Arap olan insanlara gönderilmiştir – bugünkü medeni ve gelişmiş bir toplum için nasıl yeterli olabilir?

Tarih:21.05.2012 16:15:22

A) İslam, son dindir

           İslam dininin son din oluşu, bütün Müslümanların ittifak ettiği ve Kur'an ve sünnetle de ispatlanan bir konudur. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "" ((Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.)[1]

Bir rivayette de şöyle geçmektedir: Allah-u Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'i belli bir zaman ve belli bir halk için göndermemiştir. Kur'an-ı Kerim, kıyamet gününe kadar her zaman ve her kavim için yenidir.[2]

Bir başka rivayette ise şöyle geçmektedir: Allah'ın hükümleri, bunu değiştirecek bir sebep veya bir olay gerçekleşmediği sürece öncekiler ve sonrakiler için birdir. Bir olayın gerçekleşmesiyle hükümde olan değişiklik hususunda herkes biridir ve farzlar herkes içindir. Öncekilerin sorguya çekildikleri hususlarda gelecektekiler de sorguya çekileceklerdir.[3]

         Bir başka rivayette de şöyle geçmektedir: Muhammed'in getirmiş helaller, kıyamet gününe kadar helaldir ve onun getirdiği haramlar da kıyamet gününe kadar haramdır; bunlardan başkası yoktur ve başkası da gelmeyecektir.[4]

 B) İslam'ın son din oluşunun zorunlu getirileri 

           İslam'ın son din oluşunun bazı zorunlu getirileri vardır:  

 a) Tahrif edilmemesi: Yeni bir peygamberin gönderilişinin en önemli nedenlerinden birisi, önceki dinlerin, muhatapları tarafından, öz ve halis dine normal yollardan ulaşmanın imkânsız olacağı bir şekilde tahrif edilmesidir. Bu yüzden tahrif edilmekten korunması için son dinin, bazı özelliklerinin olması gerekmektedir.

 b) Ebedi ve evrensel olması: Peygamber gönderilmesini gerekli kılan delillere göre insanlığın sürekli olarak ilahi hidayete ihtiyacı vardır ve insan hiçbir zamanda bir dinden yoksun olmamalıdır. Eğer ilahi din son bulursa ve bu din, kendi zaman ve mekânına ait olursa, diğer insanların ve nesillerin dinden mahrum kalmalarına neden olacaktır ve bu, peygamber gönderilmesinin felsefesi ile çelişmektedir. Sadece evrensel ve ebedi olan bir din, son din olmayı iddia edebilir.[5]

           Bu konu; dinin, her zaman diliminde ve her yerde insanların hidayeti ve onların ihtiyaçlarının karşılanması hususunda kendi görevini yerine getirebilmesini zorunlu kılmaktadır.

İnsan hayatı sürekli değişim halinde olduğu için, değişik şartlarda uygulanabilmesi ve asıl hedefine ulaşabilmesi için son dinde bazı özelikler olması gerekmektedir. Bu özellikler, ebediliğin ve her zaman ve her mekânda insanları hidayet etme yeteneğinin olmasının sırrıdır.

 C) Değişimlerin nasıllığı

          İnsan hayatı boyunca – özellikle son asırlarda - birçok değişiklik olmuştur. Bu değişimler ve onların getirileri sonucunda üç temel düşünce medya gelmiştir:

 a) Muhafazakârlık: Bu görüş, meydana gelen değişikler karşısında gözlerini kapatmakta ve onlara olumsuz ve uyumsuz bir bakışla bakmaktadır.

 b) Yenilikçilik: Bu görüş, gerçekleşen her değişimi eleştirmeden ve araştırmadan onlara olumlu bir bakışla bakmakta ve her şeyi değişim halinde görmektedir. Toplumun bazı temel kurallarını çiğneyerek onları gericilik ve ilerleyen zamanın gerisinde kalma olarak görmektedirler.

 c) Gerçekçilik: Bu görüş, ne mutlak bir şekilde sabit kalmayı ve ne de her şeyde değişim olması gerektiğini savunmaktadır. Dünya görüşü ve insan fıtratı esasına göre sabit ve değişken konuları incelemekte ve bu ikisi arasındaki sınırı tanıyarak her birisini kendi yerine koymaktadır.

 Murteza Mutahhari, son görüşü benimseyerek şöyle yazmaktadır:

İnsanın ihtiyaçları, iki kısma ayrılabilir: öncelikli ihtiyaçları ve ikinci derecedeki ihtiyaçları. Öncelikli ihtiyaçlar, insanın derinliklerinden kaynaklanmaktadır. Bu ihtiyaçlar, üçe ayrılmaktadır:

 -) Cismi ihtiyaçlar; yiyeceğe, giyinmeye ve barınmaya olan ihtiyaçlar gibi.

 -) Psikolojik ve ruhi ihtiyaçlar; bilime, güzelliğe ve maneviyata olan ihtiyaçlar gibi.

 -) Sosyal ihtiyaçlar; Muaşeret, dostluk ve yardımlaşma gibi ihtiyaçlar.

          Bu ihtiyaçlar sabit ve değişmezdir ve onlarda hiçbir değişim gerçekleşmez. Örnek olarak; cismi ihtiyaçlarda sağlığa olan ihtiyaç süreklidir; ruhi ihtiyaçlarda, emniyet hissi ebedi ve değişim götürmez bir ihtiyaçtır. Aynı şekilde toplum içinde olumlu ve adaletli bir ilişkiye olan ihtiyaç hiçbir zaman değişime uğramaz.

          İkinci derecedeki ihtiyaçlar, öncelikli ihtiyaçların bir sonucu olarak ortaya çıkar. Örnek olarak; insanın sosyal ihtiyaçları, toplumda kanunun hâkim olmasını gerekli kılmaktadır. Cismi ihtiyaçlar; yiyecek, ilaç ve inşaat malzemesi üretimini ve bu ihtiyaçların giderilmesi yönündeki bilim ve teknolojiyi gerekli kılmaktadır.

 İnsanın ikinci derecedeki ihtiyaçları ikiye ayrılmaktadır:

 -) Sabit ve değişmez ihtiyaçlar; kanuna ve sanayi ürünlerine olan ihtiyaçlar gibi.

 -) Değişken ihtiyaçlar; zamansal ve mekânsal şartlara uygun bazı krallar, ilişkilerin şekli ve araç ve gereçler gibi.

           Buna göre, değişken olan şeyler, öncelikli değil ikinci derecedeki ihtiyaçlardır.[6]

 D) İslam dininin ebedilik ve kalıcılık sırrı

           İslam, sürekli canlı ve kalıcı bir din olarak tanınmıştır. Corc Bernard Şav, "Muhammed The Apotle of Allah" kitabının önsözünde şöyle yazmaktadır:

Ben, Muhammed (s.a.a)'in dininin canlı olmasından dolayı ona sürekli saygı duymuşumdur. Bana göre, İslam, dünyada çeşitli asırlarda gerçekleşen değişikliklere hâkim olma ve onlara uyum sağlama yeteneğine sahip olan tek dindir. Ben, Muhammed (s.a.a)'in dininin, yarının Avrupa'sı tarafından kabul edileceğini şimdiden görmekteyim.

           İslam dininin nasıl böyle canlı ve kalıcı olduğu hakkında çeşitli nedenler vardır ve burada onların bazılarına değineceğiz:

 a) İmamet unsuru

           Allah-u Teala, kendi dininin son din oluşu hakkında şöyle buyurmaktadır:

 "Küfre batmış olanlar bugün dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim."[7]

          Buna göre dinde, onun korunması için bir unsur öngörülmüştür ve "El-Yevm (bugün)"den maksadın Gadir-i Hum günü olduğundan dolayı da bu unsurun "İmamet" olduğu anlaşılmaktadır. Bu konu Şia kaynaklarında kesin ve nettir ve Ehl-i Sünnet kaynaklarında da bu konuya değinilmiştir.[8]

           Masum İmamlar (a.s), tarih boyunca İslam'ın korunması için üç çeşit iş ve hareket yapmışlardır:

 -) Kur'an ayetlerini onaylamanın yanı sıra Peygamber (s.a.a)'in sünnetini de nakletmişlerdir ve Peygamber (s.a.a)'in vefatından sonra gerçekleşen olayların (bir asır boyunca sünnetin yazılması yasaklanmıştı), onun sünnetini yok etmesini engellemişler ve bu şekilde dini korumuşlardır.[9]

 -) Kur'an-ı Kerim'i ve sünneti anlama yöntemini ve İslami hükümleri istinbat etmeyi öğretmişlerdir ve âlimler de bu şekilde İslam'ın her konudaki görüşünü onun kaynaklarından faydalanarak ortaya koyma yolunda çaba göstermişlerdir. Bu yöntem – Şia'nın içtihadı bu esasa göre bina edilmiştir - İslam'ın he zamanda olan her konudaki görüşünü ortaya çıkartabilir.

 -) Bu yöntemi kullanmak için yeterli bilgi ve kapasiteye sahip olan kimseleri, halka tanıtmışlardır. İmam Askeri (a.s), İmam Cafer Sadık (a.s)'tan şöyle nakletmektedir: Benim ümmetimin fakihlerinden her birisi, nefisine dikkat etmeli ve dinini korumalıdır, nefsani isteklerine muhalefet etmeli ve Allah'ın emirlerine de itaat etmelidir; eğer böyle yaparsa diğer insanların ona uymasına layık olmuştur.[10]

 b) İçtihat unsuru

           "İçtihat" unsuru, tarihin çeşitli devrelerinde karşılaşılan her konuda dini ilmi öğretilerin aydınlık ve istinbat yolunu açmıştır ve dinin her konuya cevap vermesini sağlamıştır.

 c) Sabit ve değişken kanunlar

           İnsanın sabit ve değişken ihtiyaçları vardır ve İslam dini, insanın sabit ihtiyaçları için sabit ve değişken ihtiyaçları için de değişken kanunlar koymuştur.

Doktor Wagler – İtalya'nın Napolyon Üniversitesinde İslami Medeniyet Tarihi bölümünde öğretim görevlisidir – İslam dininin diğer özelliklerini açıklarken onun kanunlarının her asırdaki şartlara uyumu hakkında şöyle yazmaktadır: Ahlaki temel esasları nizam ve farz kalıbına döken, insanın kendisi ve diğerleri hakkında olan farzları değişim kabul eden dakik kanun şekline getiren ve en üstün gelişmiş fikirlerle uyum içinde olan İslam dini hususundaki şaşkınlığım günden güne artmaktadır.[11]

 d) Akılla olan irtibatı

           İslam dinin ebediliğinin en önemli etkenlerinden birisi, onun akılla olan irtibatıdır. İslam'da din ile akıl arasında ayrılmaz bir irtibat vardır ve bu hususta İslam'da şöyle bir kural vardır: Aklın hüküm verdiği her şeye din (şer') de hüküm vermekte ve dinin (şer'in) hüküm verdiği her şeye de akıl hüküm vermektedir.[12]

           Bu konunun neticesi, ilahi hükümlerin istinbatı ve çıkartılmasında görülmektedir. Hatta Kur'an-ı Kerim ve Peygamber (s.a.a)'in sünnetinin yanında akıl da içtihat kaynaklarından birisi olarak sayılmaktadır.

 e) Her şeyi kapsaması

           İnsan hayatının bütün boyutlarını göz önünde bulundurması ve insanın, ilahi hidayete ihtiyaç duyduğu hiçbir konuyu göz ardı etmemesi, İslam dininin ebedilik ve kalıcılığında önemli bir payı vardır.

Edward Gibbon şöyle yazmaktadır: Kur'an… İslam'ın anayasası; insanların bütün maddi işlerini idare eden hukuki yürürlükleri, medeni ve cezai nizamı ve kanunları içermektedir. Dini, sosyal, medeni, ticari, askeri, hukuki, cinai ve cezai kanunları içermektedir. Bu kanunlar; günlük görevleri, nefis tezkiyesini, sağlığın korunmasını, temizliği, genel ve bireysel hukuku, bireysel ve toplumsal menfaatleri, bu dünyadaki azap ve mükâfat ile ahiretteki azap ve sevabı içermektedir.[13]

 f) Fıtrat ve doğa ile olan uyumu

          İnsanlar, zamansal ve mekânsal şartlardan dolayı oluşan aralarındaki çeşitli farklılıklara rağmen bir fıtrata sahiptirler. İnsan fıtratı ile en çok uyuma sahip olan bir din, ebediliği ve kalıcılığı sağlayabilir ve insan fıtratından ayrıl biraz dahi ayrılacak olursa tarihe gömülmeye mahkûm olacaktır. İslam dininin, insan fıtratına olan teveccühü ve kurallarını ona göre düzenlemesi, onun ebediliği ve kalıcılığının sırlarından birisidir.

 Bu alanda incelenmesi gereken başka nedenler de vardır:

 -) Hâkim ve kontrol edici kanunların varlığı ("La Zarar"[14] (dinde zarar yoktur) kaidesi gibi);

-) Yetkilerin İslami hükümete verilmesi;

-) Yaşamın sadece zahiriyle uğraşmamak[15];

-) İslam Kanunları arasındaki uyumluluk ve bütünlük;

-) Denge;

-) İslami hükümlerin gerçek maslahat ve fesatlarla olan illet ve sonuç ilişkisi;

-) Amelle birlikte olan ilim ve tecrübe hususunda vurgu;

-) Kur'an ve sünnetin kenara itilemezliği[16];

-) Sonsuz hedefler.[17]

 g) Araplara özel olmayışı

           "Kur'an-ı Kerim, Araplara nazil olmuştur" sözü yanlış bir sözdür; çünkü Kur'an-ı Kerim'in "Arapça konuşan bir millet içinde" nazil olmuştur ve bir şeyin özel bir kavim içinde ortaya çıkması ile o şeyin onlara özel olarak ortaya çıkması arasında fark vardır. Kur'an-ı Kerim, hiçbir zaman kendi muhatabını Arap halkı veya diğer başka bir kavim olarak karar kılmamıştır ve sürekli "Nas (halk)" ve "Müminler" diye hitap etmiştir. Kur'an-ı Kerim, anlaşılması açısından da birkaç kısma ayrılmaktadır:

 -) Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetleri o zamanın Arap halkı için anlaşılır bir durumdaydı ve aynı zamanda bu basitlik ve sadeliğinin yanında öyle bir bilimsel ve mantıki bir temele dayanmaktadır ki bugünün seçkin bilim adamlarının dahi dikkatini çekmektedir.

 -) Bazı ayetlerin – hem nüzul zamanında ve hem de günümüzde – bilimsel dakik bir inceleme ve araştırma olmadan anlaşılmaları mümkün değildir.

 -) Kur'an-ı Kerim'deki sosyal, felsefi ve bilimsel birçok hakikat, sadece şimdiki bilimle ya da gelecekteki bilimle anlaşılabilir.

 -) Kur'an-ı Kerim'deki birçok ayetin anlaşılması, normal sıradan aklın üstündedir ve sadece Peygamber (s.a.a) ve Masum İmamlar (a.s)'ın yol göstermesi ile anlaşılabilmektedir. Peygamber (s.a.a) ve Masum İmamlar (a.s)'ın yapmış oldukları ve elimize ulaşan tefsirler, Kur'an-ı Kerim'in yüce hakikatlerini güzel bir şekilde önümüze seren hazinelerdir. Bu, sadece Şia'nın söylediği bir nokta değildir; Ehl-i Sünnet de kendi birçok tefsir kitabında hadislerden yardım almaktadır.

 h) Kur'an-ı Kerim'in belli bir zamana ait olmayışı

           Kur'an-ı Kerim, kendi zamanındaki olaylara veya geçmiş zamandaki olaylara işaret etmesi, onu belli bir zamana has kılmamaktadır; çünkü Kur'an-ı Kerim, sadece birkaç tane tarihi olay ve noktayla sınırlanmamaktadır. Bu kitap; Allah'ı tanıma, evreni tanıma, insanı tanıma, doğru yolu bulma, rehberi tanıma ve bir seri hükümler ve ahlaki konular hakkındaki öğretileri içeren ebedi bir kitaptır ve bütün zamanları kapsayarak tarihin her diliminde insanlığın saadetini temin etmektedir.

Diğer taraftan Kur'an-ı Kerim'de zikredilen tarihi olaylar, geçmişle alakalı olsa da geleceğe de şık tutmaktadır. Yani bu olayların her birisi, tarihi değişmez kuralları veya herkesi kapsayan genel kanun ve hükümleri beyan etmektedir. Kur'an-ı Kerim, Ben-i İsrail hakkında şöyle buyurmaktadır:

 "Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı."[18]

 Bu olay; rahatlık peşinde olmanın, sürekli fazlasını istemenin ve Allah'ın elçisine itaat etmemenin, kötü bir sonla sonuçlanacağını ifade etmektedir. Bu, zalim hükümetlerin esaretinden kurtulduktan sonra küçük sıkıntılara sabretmeyen ve maddiyatın peşinde olan kimseler için bir derstir.

Bunlara ilave olarak Kur'an-ı Kerim'de gelecekten ve gelecekteki kimselerden de bahsedilmektedir. Örnek olarak; Kur'an-ı Kerim, gelecekte yaşacak insanlardan bahsetmekte ve onların tevhit, takva ve adaletin hâkimiyeti altındaki yaşantılarını müjdelemektedir.



[1] Enbiya Suresi, 107. ayet" (Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.): Ahzab Suresi, 40. ayet.  

[2] Şeyh Saduk, Uyun-u Ahbari'r Rıza, c. 2, s. 130.

[3] Kuleyni, Furu'u Kafi, c. 5, s. 18, b. 13.

[4] A.g.e, c. 1, s. 58, h. 19; Biharu'l Envar, c. 89, s. 148, b. 1.

[5] Daha fazla bilgi edinmek için şu kaynaklara bakabilirsiniz:

a) Abdullah, Cevadi Amuli, Marifet Aynasında Şeriat, s. 214-227;

b) Muhammed Taki, Misbah Yezdi, Akaid Dersleri, c. 2, s. 113-126;

c) Cafer, Sübhani, Kur'an, Hadis ve Akıl Açısından Son Din Oluş;

d) Murteza, Mutahhari, Peygamberliğin Son Bulması;

e) Abdullah, Cevadi Amuli, Velayet-i Fakih, Velayet, Fekahet ve Adalet, s. 236.  

[6] Daha fazla bilgi edinmek için:

a) Murteza, Mutahhari, İslam ve Zamanın Gereklilikleri, c. 1 ve 2;

b) A.g.e, Vahiy ve Nübüvvet;

c) Nübüvvetin Son Bulması

[7] Maide Suresi, 3. ayet.

 [8] Daha fazla bilgi edinmek için:

a) İbn-i Asakir Şafii, Celalu'd Din Suyuti'nin nakline göre,  Ed-Durru'l Menşur (Beyrut: Muhammed Emin Yayınevi), c. 2, s. 289;

b) Celalu'd Din Suyuti, Ed-Durru'l Menşur, c.2, s. 259;

c) Şahabuddin, Alusi, Ruhu'l Maani, c. 6, s. 193;

d) Şeyh Muhammed Abduh, El-Minar, c. 6, s. 463;

e) Ebubekir Ahmet b.  Ala'l Hatip, Tarih-u Bağdat, c. 8, s. 290;

f) Ebi Asakir Şafii, Tarih-u Dimeşk, c. 42, s. 233;

g) İbn-i Kesir, El-Bidayetu ve'n Nihaye, c. 7, s. 342.    

 [9] Daha fazla bilgi edinmek için:

a) Resul, Caferiyan, İslam'ın Siyasi Tarihi, c. 2, s. 82 ve 595;

b) Murteza, Askeri, Mualimu'l Medreseteyn, c. 2, s. 44;

c) İbn-i Said, Et-Tabakatu'l Kubra, c. 5, s. 118;

d) Fethu'l Bari, c. 1, s. 35;

e) Seyit Muhammed Rıza, Celali Naini, Tevzihu'l Milel, c. 1, s. 35;

f) El-Camiu's Sahih, c. 1, s. 57, h. 114; s. 52, h. 100; c. 2, s. 373, h. 3053; c. 3, s. 181, h. 4431; c. 3, s. 182, h. 4432; c. 4, s. 29, h. 5669; c. 4, s. 375, h. 7366;

g) Müsned-i Ahmet, c. 1, s. 355.

 [10] Hürri Amuli, Vesailu'ş Şia, c. 18, s. 93.

[11] Wagler, İslam'ı Savunma, Farsça tercümesi, s. 125. 

[12] Hürri, Amuli, Vesailu'ş Şia, c. 27, s. 131.

[13] John, Davin Port, Muhammed (s.a.a)'in Kur'an'ın Yanında Suçtan Dolayı Özür, s. 98-99. 

[14] "La Zarar" kaidesi: İslam dininde genel olarak bütün hükümlerde zarar ve ziyan yoktur. Örneğin; oruç tutulması eğer sağlığa zarar verecekse farzlığı kalkmaktadır. Namazda dizlerin kırılması zararlı ise oturarak kılınmalıdır. Ama bazı durumlarda toplumun genel durumu ve maslahatı göz önünde bulundurulduğu için bu kısmi zararlara itina edilmemektedir. Örneğin düşmanlar karşısında cihat etmek insanın hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına neden olabilir; ama toplumun maslahatı için bu zarara göz yumulmaktadır.   

[15] Daha fazla bilgi edinmek için:

   a) Murteza Mutahhari, Nübüvvetin Son Bulması;

   b) Murteza Mutahhari, Hatemiyet.  

[16] Murteza, Mutahhari, Hatemiyet, s. 157-189.

[17] A.g.e, s. 69-86.

[18] Bakara Suresi, 61. ayet.