Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    Ehl-i Beyt Kimlerdir?

Tarih:21.05.2012 16:15:22

Mübarek Ahzap Suresi’nin 33. ayetinde şöyle okumaktayız:

“Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, ancak günahı gidermeyi ve sizi her bakımdan tertemiz yapmayı istiyor.”

Ayette geçen “Ehl-i Beyt”ten maksat kimlerdir?

Bu ayetin Peygamber (s.a.a)’in eşleriyle ilgili ayetin içinde geldiği doğrudur, ancak onların arasında gelen “Tathir” ayeti farklı bir tonda gelerek başka bir hedefi gözettiği izlenimini vermektedir. Çünkü önceki ve sonraki ayetlerin zamirlerinin tümü “kadın çoğul” kipinde gelmiş, ama bizim konumuz olan ayet “erkek çoğul” kipinde gelmiştir! 

Ayetin başında, Peygamber (s.a.a)’in eşleri muhatap alınarak onlara evlerinde kalmaları, cahiliyet devrindeki gibi sokaklara çıkıp kendilerini insanlara göstermemeleri, iffete riayet etmeleri, namaz kılmaları, zekât vermeleri ve Allah ve Resulü’ne itaat etmeleri emredilmektedir.

Ayetin bu kısmında gelen altı zamirin tümü kadın çoğul kipinde gelmiştir. (Dikkat ediniz.)

Sonra ayetin tonu değişerek şöyle buyurmaktadır: Allah, sadece siz Ehl-i Beyt’ten her türlü kir ve günahı giderip, sizi tam olarak temizlemeyi irade etmiştir.

Ayette iki çoğul kipli zamir kullanılmış her ikisi de erkek çoğul kipinde gelmiştir.

Ayetlerin başı ve sonun genelde bir konuyu takip ettiği doğrudur, ancak bu aksine karine olmadığı yerlerde bu şekildedir. Ayetin bu kısmının Peygamber (s.a.a)’in eşlerine delalet ettiği iddiasında olanlar, ayetin zahirinin aksine ve ondaki “zamirlerin farklı olması” karinesinin olmasına rağmen bunun tersini savunmuşlardır.

Bunun dışında bu ayet hakkında, Peygamber Efendimiz (s.a.a)’in kendisinden nakledilen, Şia ve Sünni büyük İslam âlimlerinin kabul ettiği ve bu iki fırkanın en meşhur kaynaklarında yer alan birçok rivayete sahibiz.

Bu rivayetlerin hepsi ayette muhatap alınan kişilerin; Peygamber Efendimiz (s.a.a), Ali (a.s), Fatıma (s.a), Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s) olduğuna delalet etmektedir. (Sonradan ayrıntılarıyla açıklanacağı üzere Peygamber’in eşleri değildir.)

Genellikle hasr için kullanılan “innema”  kelimesi bugünkü Türkçede onun yerine “ancak” veya “sadece” kullanılmaktadır. Bu kelimenin kullanılması, ayette geçen Peygamber (s.a.a)’in ailesine özel bir bağış ve kimseye şamil olmadığına dair bir delildir.

Bir grup Ehl-i Sünnet müfessiri Ehl-i Beyt’i, Peygamber (s.a.a)’in eşleri anlamında kullanmışlardır. Ancak önceden de dediğimiz gibi; ayetin siyakının ve ayetin baş ve sonrasında bulunan kadın çoğul kipinin erkek çoğul kipiyle değiştirilmesi, bu cümlenin içeriğinin ayrı olduğu ve ondan maksadın başka bir şey olduğuna açık bir delildir. Acaba biz Allah’ın hekim ve Kur’an’ın da fesahat ve belagat açısından en yüksek derecede olduğunu ve orada geçen bütün tabirlerin belli bir hesap üzerine söylendiğini bilmiyor muyuz?!

Bir grup müfessir ise onun Peygamber, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’e (Allah’ın selamı onların üzerine olsun) özel olduğunu söylemekte ve Ehl-i Sünnet ve Şia kaynaklarında naklolunan birçok hadisi –aşağıda onlardan bir kısmına değineceğiz- buna tanık olarak getirmektedirler.

Şayet bu hadislerden dolayı, ayetin bu büyük şahsiyetlere mahsus olmadığına inananlar bile, ayetin anlamını bu büyük şahsiyetleri ve Peygamber’in eşlerini de içine alacak şekilde geniş tutmuşlardır. Bu görüş ayet hakkındaki üçüncü görüştür.

Ayetin Peygamber Efendimiz (s.a.a), Ali (a.s), İslam’ın hanımefendisi Fatıma (s.a) ve iki çocuğu Hasan ve Hüseyin (a.s)’e mahsus olduğuna delalet eden rivayetler –önceden de söylendiği gibi- oldukça fazladır. Sadece Durru’l Mensur tefsirinde beş rivayet Ümmü Seleme’den, üç rivayet Ebu Said-i Hudri’den, bir rivayet Ayşe’den, bir rivayet Enes’ten, iki rivayet İbn-i Abbas’tan, iki rivayet Ebu’l Hemra’dan, bir rivayet Vaile b. Eskaa’dan, bir rivayet Said’den, bir rivayet Zahhak b. Mezahim ve bir rivayet Zeyd b. Erkam’dan olmak üzere toplam on sekiz rivayet naklolunmuştur[1]

Merhum Allame Tabatabai “el-Mizan” tefsirinde bu konu hakkında naklolunan hadislerin sayısının yetmiş rivayetin üstünde olduğunu dile getirerek şöyle demektedir: “Ehl-i Sünnet yoluyla naklolunan hadislerin sayısı Şia yoluyla naklolunan hadislerden daha fazladır!” Yukarıda adını zikrettiğimiz ravilerin dışında başka ravilerin adlarını da zikretmektedir. (Durru’l Mensur tefsirinde geçen rivayetlerin dışında gelen hadisler)

Bazıları ise bu konu hakkında nakledilen rivayetlerin ve onları nakleden kitapların sayısını yüzlerce olduğunu söylemektedir. Bu şekilde olması uzak bir ihtimal değildir.

Burada Vahidi’nin “Esbab-ı Nüzul”de söylediği rivayetin bir kısmını kaynaklarıyla birlikte zikredeceğiz:

“Bu ayet Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (a.s) hakkında nazil olmuş ve hiç kimsenin bu konuda onlarla bir müşareketi yoktur.[2]” Gerçek olduğu ortaya çıksın.

Bu hadisi dört kısma ayırabiliriz:

1- Peygamber (s.a.a)’in bazı eşlerinden naklolunan bazı hadislerde açıkça şöyle geçmektedir: Peygamber (s.a.a) bu ayeti şerife hakkında konuştuğunda, Peygamber’e “Acaba bizler de bu ayetin kısımlarından mıyız?” diye sorduğumuzda şöyle buyurdu: “Sizler; hayır üzeresiniz, iyisiniz, ama bu ayete şamil değilsiniz!”

Sa’lebi kendi tefsirinde Peygamber Efendimiz’in kıymetli eşi Ümmü Seleme’den şöyle nakletmektedir: Peygamber kendi evinde iken, Fatıma (s.a) elinde yemekle onun yanına geldi. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Eşin ve iki çocuğun Hasan ve Hüseyin (a.s)’e seslen yanıma gelsinler.” Onlar gelir gelmez yemek yediler ve sonra Peygamber (s.a.a) abasını onların üzerine atarak şöyle dedi:

“Allah’ım! Bunlar, benim ehlibeytim ve itretimdir. Onlardan kiri gider ve her türlü pislikten temizle.”

Bu anda “…??????? ?????? ??????” ayeti nazil oldu… Ben o sırada dedim ki ey Allah’ın resulü! Acaba bende sizden miyim? Buyurdu ki: “Sen, hayır üzeresin” (bu zümreden değilsin)[3]

Dördüncü yüzyılın sonlarıyla beşinci yüzyılın başlarında yaşamış olan meşhur Ehl-i Sünnet âlimi Sa’lebi, tanınmış “Tefsiri Kebir”inde Peygamber (s.a.a)’in eşi Ayşe’den şöyle rivayet etmektedir: “Cemel savaşı ve onun savaşa müdahalesi hakkında sorulduğunda bir ah çekerek şöyle dedi: Bu ilahi bir takdirdi! Hz. Ali (a.s) hakkında sorduklarında ise şöyle demişti: 

“Bana Peygamber (s.a.a)’in yanında insanlar içindeki en sevgili kişi ve Peygamber (s.a.a)’in yanında insanlar içindeki en sevgili eş hakkında soruyorsunuz. Ben kendi gözlerimle gördüm ki Peygamber; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (a.s)’i bir parça altında toplamış ve şöyle buyurmuştu: “Allah’ım! Bunlar benim ailem ve himaye edenlerimdir, kir ve pisliği onlardan götür ve onları çirkinliklerden temizle.” Ben dedim ki ey Allah’ın resulü! Ben de onlardan mıyım? Buyurdu ki: Sen uzak dur, hayır ve iyilik üzeresin. (Buradakilerden değilsin)”[4]

Bu tür hadisler, açık bir şekilde Peygamber (s.a.a)’in eşlerinin bu ayette geçen Ehl-i Beyt’ten olmadıklarını açıklamaktadır.

2- Kisa Hadisinin öyküsü değişik tabirlerle oldukça fazla rivayette gelmiştir. Onların ortak noktası şudur: Peygamber (s.a.a); Ali (a.s), Fatıma (s.a), Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s)’i çağırarak -veya onların kendileri geldi- onların üzerine aba veya bir parça atarak şöyle söyledi: “Allah’ım! Bunlar benim ailemdir. Kir ve pisliği bunlardan gider.” Bu sırada"Tathir"  ayeti nazil oldu.

Bu hadisi Müslim Sahihinde “Ayşe”den, Hakim Mustedrek’inde, Beyhaki “Sünen”inde, İbn-i Cerir “Tefsir”inde ve Suyuti “Durru’l Mensur”da getirmiştir.[5]

Hakim Hesakani de “Şevahidu’l Tenzil” de bu hadisi getirmiştir.[6] Sahihi Tirmizi’de bu hadis defalarca nakledilmiştir. Bir yerinde “Amr b. Ebu Seleme”den ve başka bir yerde ise “Ümmü Seleme”den nakledilmiştir.[7]

Başka bir nokta da şudur ki “Fahri Razi” Mübahale (Ali İmran, 61. ayet) ayetinde bu hadisi (Kisa Hadisini) naklettikten sonra şöyle demiştir:

“Bu hadisin sıhhatinde müfessirler ve hadis bilginleri tarafından ittifak edildiği bilinmelidir.”[8]

Bu nokta da oldukça ilginçtir ki İmam Ahmet Hanbel “Müsned”inde bu hadisi değişik yollarla rivayet etmiştir.[9]

3- Rivayetlerin başka bir kısmında -ki oda oldukça fazladır- Tathir ayeti indikten sonra Peygamber (s.a.a) birkaç ay (altı, sekiz ve dokuz ay olarak geçmektedir) boyunca sabah namazı sırasında Fatıma (s.a)’nın evinin yanına gelerek şöyle seslenirdi:

Namaz vaktidir ey Ehl-i Beyt!Allah siz Ey Ehl-i Beyt’ten, ancak günahı gidermeyi ve sizi her bakımdan tertemiz yapmayı istiyor.

Bu meşhur hadisi, müfessir Hakim Hesakani Şevahidu’l Tenzil kitabında “Enes b. Malik”ten rivayet etmiştir.[10]

Aynı kitapta başka bir hadiste Ebu’l Hemra’dan yedi ay olarak gelmiştir.

Yine aynı kitapta bu olay “Ebu Said-i Hudri”den sekiz ay olarak rivayet edilmiştir.[11]

Bu farkların olması doğaldır; çünkü Enes’in bu olayı altı ay görmesi, Ebu Said-i Hudri’nin sekiz ay görmesi, Ebu’l Hemra’nın yedi ay görmesi ve İbn-i Abbas’ın dokuz ay görmesi mümkündür.[12]

Konuşmalarında her hangi bir çelişki olmadan, her kim neyi görmüşse onu nakletmiştir.

Her halükarda uzun bir müddet boyunca, Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafından bu program ve sözlerin tekrar edilmesi hesap edilmiş bir konudur. O, açık ve net bir biçimde, peş peşe tekitlerle “Ehl-i Beyt”in sadece bu ev halkı olduğunu göstermek istemekteydi. Böylelikle gelecekte bu konu hakkında hiç kimsede kuşku kalmasın ve her kes bilsin ki bu ayet sadece bu kişilerin hakkında inmiştir. Şaşırtıcı olan şudur ki bu tekrar ve tekitlere rağmen konu bazıları için aydınlanmamıştır. Bu, gerçekten hayret verici bir durumdur.    

Özellikle Peygamber (s.a.a)’in camisine açık olan tek ev kapısı Peygamber (s.a.a) ve Ali (a.s)’nin evi idi. Zira Peygamber (s.a.a) bu iki ev dışında camiye açılan tüm ev kapılarının kapanmasını emretmişti. 

Açıktır ki namaz sırasında bir grup insan Peygamber (s.a.a)’in bu sözlerini duyuyorlardı. Buna rağmen hayret verici bir durum değil midir ki bazı müfessirler ısrarla ayetin mefhumunu genişleterek Peygamber (s.a.a)’in eşlerini de onlara katmaya çalışmaktadırlar! Hâlbuki önceden de dediğimiz gibi Peygamberimiz (s.a.a)’in eşi Ayşe, tarihin tanıklığında devamlı olarak kendi faziletlerini anlatmaya çalışması ve Peygamber’le olan ilişkilerinin tüm ayrıntılarını anlatmaktan kaçınmamasına rağmen o kendisini bu ayetin kapsamında bilmeyerek şöyle demiştir: Peygamber (s.a.a) bana, “Sen onlardan değilsin!” diye buyurdu.  

4- Meşhur sahabe Ebu Said-i Hudri’den bir çok rivayet nakledilmiş ve onda Tathir ayetine işaret edilmiştir:

Bu ayet Resulullah (s.a.a), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (a.s) hakkında inmiştir.[13]

Sözün özü şudur: Tathir ayeti ve onun Peygamber (s.a.a), Ali, (a.s) Fatıma (s.a), Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s)’e mahsus olduğuna dair rivayetler, İslam’ın meşhur kaynaklarında geçmektedir; öyle ki onu mütavatir hadislerin sırasına yerleştirmişlerdir. Bundan dolayı onun hakkında hiçbir şüphe kalmamaktadır. İhkaku’l Hak kitabının şerhinde bu hadisi Ehl-i Sünnetin (Ehl-i Beyt takipçilerinin meşhur kitaplarına ilave olarak) meşhur kitaplarında yetmişten fazla kaynaktan naklederek şöyle demektedir: “Eğer bu kaynakların hepsini teker teker sayacak olursak bini geçtiğini görürüz!”[14]-[15]

 

 


[1] - Durru’l Mensur, c. 5, s. 196 ve 199

[2] - El- Mizan, c. 16, s. 311

[3] - Tabersi, Mecmeu’l Beyan tefsirinde bu ayetin açıklamasında ve Hâkim Hesakani, Şevahidü’l Tenzil kitabının 2. cildinin 56. sayfasında bu hadisi nakletmişlerdir.

[4] - Mecmeu’l Beyan, Ahzap Suresi, 33. ayetin açıklaması

[5] - Sahih-i Müslim, c. 4, s. 1883, 2424. Hadis (Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyti’nin faziletleri babı)

[6] - Şevahidu’l Tenzil, c. 2, s. 33, 376. hadis

[7] - Sahih-i Tirmizi, c. 5, s. 699, 3871. Hadis (Fatıma’nın faziletleri babı) İhyau’l Turab baskısı.

[8] - Tefsir-i Fahri Razi, c. 8, s. 80

[9] - Müsned-i Ahmed, c. 1, s. 330, c. 4, s. 107 ve c. 6 s. 292 (Fezailu’l Hamse’den nakille, c. 1, s. 276 ve sonrası)

[10] - Şevahidu’l Tenzil, c. 2, s. 11,12,13,14,15 ve 92 (dikkat ediniz ki Şevahidu’l Tenzil bu hadisi değişik yollarla rivayet etmiştir)

[11] - Şevahidu’l Tenzil, c. 2, s. 28 ve İhkaku’l Hak, c. 2, s. 503’ten 548’e kadar.

[12] - Şevahidu’l Tenzil kitabında dört hadis bu konu hakkında gelmiştir, c. 2, s. 24 ila 27 (hadis 695, 660, 661 ve 664)

[13] - İhkaku’l Hak kitabından iktibasla, s. 502’den 563’e kadar. 

[14] - Peyam-ı Kur’an tefsiri, 9/137

[15] - Ed- Durru’l Mensur, c. 5, s. 199